Kayıtlar

2023 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yakalanan Zaman, Marcel Proust (7)

Resim
Sevdiğimiz kadın genellikle bütün ihtiyaçlarımızı karşılamaz, biz de onu sevmediğimiz bir kadınla aldatırız. s. 13 Oysa sevmenin, tıpkı masallardaki büyüler gibi bir büyü olduğunu ve büyü kaldırılıncaya kadar hiçbir şey yapılamayacağını tecrübeyle öğrenmiş olmam gerekirdi –tecrübeyle öğrenmek mümkünse eğer. s. 16 Tıpkı ölüm döşeğindeki adamın işinin bittiğini hissetmesi gibi, bir ordu da galibiyetini içinde hisseder. s. 60 Kaderimiz bazen beklediğimizden farklı olabilir. s. 69 Keder kalpte taşınır. s. 79 Ama sence, yıldızlarla bütünleşmişken, saldırıya geçmek veya tehlikenin geçtiği sinyalinin ardından yere inmek için tekrar ayrıldıkları kıyamet ânı, yıldızlar bile yörüngelerinden çıkmışken daha da güzel değil mi? s. 84 Tanrı'nın işlerine akıl sır ermez. Bazen, bir salihin üstünlüğünün sarsılmasını engellemek için sıradan bir insanın kusurunu kullanır. s. 143 Bir mala bağlılık, malın sahibine daima ölüm getirir. Sahip olduğumuz bilinç, çağımıza has değil, her çağda mevcuttu

Albertine Kayıp, Marcel Proust (6)

Resim
(...) sağlıkları yerindeyken ölümü düşünen kişiler de, ölümden korkmadıkla­rını zannederler, aslında yaptıkları, ölümün yaklaşmasıyla değişecek olan bir sağlık halinin ortasına, tamamen olumsuz bir düşünceyi sokmaktır. s. 11   Hayalgücü, bilinmedik bir durumu canlandırmak için, bildik unsurlardan yararlanır ve bu yüzden de, bilinmedik durumu canlandıramaz. Ama duyarlılık, en fiziksel şekliyle bile, yeni olayın uzun süre silinmeyen, özgün imzasını, çatallı bir yıldırım çizgisi misali taşır. s. 12   Dışarıdan dayatılan manevi bir darbenin uzantısı olan acı, şekil değiştirmek ister; planlar yapıp bilgi toplamaya çalışarak onu buharlaştıracağımızı umut ederiz; sayısız başkalaşım evre­sinden geçmesini dileriz, çünkü bu, acıyı olduğu gibi korumak kadar cesaret gerektirmez; acımızla birlikte uzandığımız yatak bize daracık, sert, soğuk gelir. s. 17   Bir bakış bakar, kaybolur bütün acılar. s. 24   Uyanır uyanmaz, kederim uykuya d

Mahpus, Marcel Proust (5)

Resim
Hayat, kaçınılmaz gibi görünen bir ıstıraptan bizi bir kere daha koruyacaksa eğer, bunu farklı koşullarda, hatta bazen bahşedilen lütuflar arasında özdeşlik kurmanın neredeyse günah sayılabileceği kadar zıt koşullarda gerçekleştirir! s. 8 Gerçeklik, meçhule giden yolda bir ilk adımdır sadece ve bu yolda pek fazla ilerlememiz mümkün değildir. s. 21 İnsan yeni bir memlekete adım attığı anda çalışmaya başlamaz, önce o memleketin koşullarına alışması gerekir. Benim için de her gün, farklı bir memleketti. s. 72 Zaten aşk tedavisi olmayan bir hastalıktır; romatizmanın ancak yerini sara nöbetini andıran migren nöbetlerine bırakmak üzere hafiflediği kimi kronik hastalık eğilimlerine benzer. s. 76 Mutluluklarını kalıcı zanneden insanların kaygısızlığı içindeydim. s. 77 Dört bir yanımızda ihtimallerin sonsuz alanı uzanır; gerçek, tesadüfen karşımıza çıkacak olsa, ihtimallerin o kadar dışında yer alır ki, ani bir şaşkınlıkla, önümüzde yükselen duvara çarpıp geriye devriliriz. s. 82 Ne tuhaftır ki

Sodom ve Gomorra, Marcel Proust (4)

Resim
Her insanın kusuru, varlığı bilinmedikçe görünmez olan cin gibi, kendisine eşlik eder. s. 17 Her şeyde aşırılık hatadır. s. 43 En normal çiftlerin dahi, sonunda ne kadar birbirlerine benzediklerini, hatta bazen özelliklerini karşılıklı takas ettiklerini fark etmeyen var mıdır? s. 47 Bir şaheseri bozmak, yaratmaktan çok daha zordur. s. 59 Uygarlığın yeni gelişmeleri, insanların hiç tahmin edilmeyen meziyetler veya yeni kusurlar sergilemesine imkân vererek, dostlarının onları daha çok sevmesine veya kendilerine tahammüllerinin azalmasına yol açar. s. 123 İnsan bekleyiş içindeyken, arzuladığı şeyin yokluğundan ötürü o kadar ıstırap çeker ki, bir başka mevcudiyete tahammül edemez. s. 123 (...) bekleyiş içinde olduğumuz zaman, sesleri toplayan kulaktan, sınıflandırıp çözümleyen zihne ve oradan da, sonuçlarını bildirdiği kalbe yapılan çifte yolculuk o kadar süratlidir ki, süresini fark edemeyiz bile, doğrudan kalbimizle dinliyormuşuz gibi gelir bize. s. 124 (...) ne var ki insanlar, biz kend

Guermantes Tarafı, Marcel Proust (3)

Resim
Birtakım nesneleri, kişileri, başkalarından ayırt edip bir atmosfer yaratabilmeyi ancak hayal gücü ve inanç başarabilir. s. 30 Oysa şimdi, tıpkı uzaktan bakılınca lacivert taşından oluşmuş gibi görünen, ama yakınına gelince bütün nesnelerle aynı sıradan görüş alanına giren bir tepe gibi, bütün bunlar mutlakların dünyasından çıkmış, diğerlerine benzer şeyler haline gelmişti; s. 43 ... samimiyetle dinlediğimiz takdirde, bizi en çok hayal kırıklığına uğratan eserler, gerçekten güzel olanlardır; çünkü fikirler koleksiyonumuzda, özel bir izlenime karşılık olabilecek bir fikir yoktur. s. 47 Bizler, bir dünyada hisseder, başka bir dünyada düşünür ve adlandırırız; iki dünya arasında bir uyuşma sağlayabilir, ama aradaki mesafeyi kapatamayız. s. 47 Hüzün, doğduğumdan beri her yeni odanın, yani her odanın yaydığı, solunması imkânsız bir koku gibiydi; yaşadığım odada ise, ben yoktum; düşüncem başka bir yerde kalır, yerine alışkanlığı gönderirdi. s. 77 Ama hatıralar, kederler, devirgendirler. Bazı

Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel Proust (2)

Resim
Eskiye dayanan fikirlerimiz gözlerimizi de, kulaklarımızı da tıkar. s. 8 Ne var ki, bir şeyin gerçekliğine inandığımızda, onu görebilmek için yapay bir vasıta kullanmak, yakınımızda hissetmekle bir değildir. s. 24 Birincisi, ben her gün kendini henüz el değmemiş, ancak ertesi sabah başlayacak olan hayatımın eşiğinde sayarken, hayatımın aslında başlamış olduğu, daha da önemlisi, bundan sonraki kısmının, öncekinden pek farklı olmayacağıydı. Aslında birinci şüphenin başka şekli olan ikinci şüphe ise, zaman'ın dışında yer almadığım, onun yasalarına tabi olduğum şüphesiydi. s. 56 Sadece gülümsemesini hatırlıyordum. Hatırlamak için gösterdiğim her türlü gayrete rağmen, bu sevgili yüzü tekrar göremiyor. s. 60 Hayat, seven insanların daima bekleyebileceği mucizelerle doludur. s. 69 İnsan ezelden beri sevdiği birini nasıl unutur? s. 101 Başkalarının ne düşündüğünden bana ne? Duygulara ilişkin konularda başkalarıyla ilgilenmek bence çok abes. İnsan kendisi için hisseder, elalem için değil. s

Swanlar’ın Tarafı, Marcel Proust (1)

Resim
Benim içimde de, daima var olacağını zannettiğim birçok şey oldu, onların yerini alan yenileri ise, o sırada tahmin edemeyeceğim yeni üzüntüleri ve yeni mutluluklara yol açtılar; buna karşılık eski üzüntülerimi ve mutluluklarımı da şimdi anlamakta güçlük çekiyorum. s. 40 Çiçeklerle yaslandıkları kararmış taş arasında gözlerim bir mesafe göremese de, zihnim bir uçurum görüyordu. s. 63 Kendimize daima ruhumuz tarafından kuşatılmış gibi hissetsek de, bizi çevreleyen bu ruh sabit bir hapishane değildir; daha ziyade, ruhumuzu aşmak, dışarıya ulaşmak için sürekli hamleler yaparak, onunla birlikte, bir hayal kırıklığı içinde sürüklenir, etrafımızda hep dışarıdan bir yankı değil de, içimizdeki bir titreşimin çınlaması olan ve hiç değişmeyen bir tını işitir gibiyizdir. s. 84 Akıp gider, uzun sürmez mutluluğu kötülerin. s. 104 O yaşta, haz, bir kadına yaklaşırken güdülen amaç, önceden hissedilen heyecanın sebebi olarak zihinde tek başına, ayrı, dile getirilmiş bir halde mevcut değildir bile. On

Üvercinka, Cemal Süreya

Resim
Bak bende yalan yok vallahi billâhi Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur. s. 14 Kötülüklerin büsbütün egemen olduğu namussuz bir çağ bu, biliyorsun. s. 22 Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye Laleli\'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor Bütün kara parçalarında Afrika dahil Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma Yatakta yatmayı bildiğin kadar Sayın Tanrıya kalsa seninle yatmak günah daha neler Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor Bütün kara parçaları için Afrika dahil Senin bir havan var beni asıl saran o Onunla daha bir değere biniyor soluk almak Sabahları acıktığı için haklı Gününü kazanıp kurtardı diye güzel Bir çok çiçek adları gibi güzel En tanı

Orlando, Virginia Woolf

Resim
Bir erkeği düşündüğü sürece, bir kadının düşünmesine kimse itiraz etmez. s. 8 Her şey şiddete dayalıydı. Çiçekler açar ve solardı. Güneş doğar ve batardı. Âşık sever ve giderdi. s. 29 Her şeyin sonu ölüm. s. 39 Bir göktaşı gibi parlayıp ardında toz bile bırakmamaktansa, hiç tanınmayıp ardında bir kemer, bir bağ evi, üzerinde şeftaliler olgunlaşan bir duvar bırakmak çok daha iyiydi. s. 81 İnsanın en büyük tutkusu, başkalarını kendi inandığı şeye inandırmaktır. Kendisinin değer verdiği bir şeye başkalarının hiç değer vermemesi kadar mutluluğunu kökünden sarsan, içini öfkeyle dolduran bir şey olamaz. s. 119 “Büyüyorum,” diye düşündü, mumunu eline alırken. “Hayallerimi kaybediyorum, belki de yenilerini edinirim” s. 139 Belki insan ancak göremediği şeylere tüm yüreğiyle inanır. s. 147 Üzerinde yürüdüğümüz dünya kavrulmuş kor halini alır. Bastığımız sönmemiş kireçtir ve alev alev parke taşları ayaklarımızı yakar. Gerçektir bizi mahveden. Hayat bir düştür. Uyanmak bizi öldürür. Düşlerimizi ça

Yaşama Uğraşı: Günlükler (1935-1950), Cesare Pavese

Resim
Dünyadaki korkunç şeylerin en çirkini bir ülküye bağlanma alışkanlığıdır. s. 58 İnsanın çocukluğu, derdini söylemekle ona çare bulmanın aynı şey olmadığını anlayınca biter. s. 73 Alınacak ders her zaman aynıdır: Kendini bırak, acıya dayanmayı öğren. s. 80 Aşık olmadığı zaman kolaydır insanın iyi olması. s. 113 Gizlice en korktuğumuz şey her zaman başımıza gelir. s. 123 Bir insanı küçük düşürmenin en korkunç yolu, onun acı çektiğine inanmamaktır. s. 149 Olgunluk, kendine yeten yalnızlıktır. s. 177 Sana bir şey öğretmeyen her türlü acı boşuna çekilmiş bir acıdır. s. 181 En büyük mutsuzluk yalnızlıktır. s. 189 Anladığıma göre ben yalnız kalmayı öğrendiğim zaman olgunlaştım, başkaları ise insanlarla birlikte olma gereği duydukları zaman. s. 215 Günleri değil anları hatırlarız. s. 240 Aşk stratejisi insan ancak aşık olmadığı zaman kullanılabilir. s. 253 Bir insan kendini kurtaramıyorsa onu hiç kimse kurtaramaz. s. 254 Bir şeyi yapabileceğimizi bilmek bize yetiyor, bu yüzden belki onu yapmak

Aşk İçin, Robert Creeley

Resim
  Kaygılar tırmanıyor. Kendiminkiler de kesinlikle herkesinki kadar. s. 21 Eğer başkaları için asla bir şey yapmazsan kendini kurtarırsın trajedisinden insan ilişkilerinin. s. 31 İnsanların hakkımda ne düşündüğünü öğrendiğimde bir şey beni yalnızlığımın içine çekiyor. s. 39 Eğer umut vermiyorsa cehennemin dibine kadar yolu var. Böyle yaşamak istemiyorum? Böyle, dedi erkek. Neredeydin? s. 98 Neden yaşanır ortasında bu kahrolası karmaşanın? s. 125 Gece bizim için bir mutluluktur, sanıyorum uykunun ve senin sunduğun sıcaklığın bana güven verdiği kendini sonunda özgürce adamanın. s. 169

Semerkant, Amin Maalouf

Resim
Şu cahillere bak, dünyaya egemen onlar. s. 16 Gerçek, iki yüzlüdür. İnsanlar da öyle. s. 55 İnsanların kim oldukları sade adlarından mı anlaşılır sanıyorsun? Bakışlarından, yürüyüşlerinden, konuşma biçimlerinden de anlaşılır. s. 68 Cennet de cehennem de senin içinde. s. 93 Soyunu sürdürmeyi reddetmesinin nedeni, varoluşun ona taşınamayacak kadar ağır bir yük olarak gözükmesiydi. “Ne mutlu dünyaya hiç gelmemiş olana” deyip dururdu. s. 103 Onca düş kırıklığı onca pişmanlık, başka türlü yaşamak istediğim onca şey! s. 117 Ölümle ittifak yapan hiçbir dava haklı olamaz. s. 122 İstediğin kadar şatafata gömül, insanlık halinin sefaletinden kurtulamazsın. s. 143 “Sevmeyi bilmiyorsan şayet, neye yarar güneşin doğması ve batması?” s. 157 Keyfi idareye bırakılmış bir ülkede insanın hayatını dürüstçe kazanamayacağını anladım. s. 194 Ben, şayet yazılmamışsa, hiçbir yaprağın ağacından kopmayacağına inanırım. s. 218 Öyle anlar vardır ki vereceğin her karar kötüdür. Kötüler arasında, sana en az pişman

Lady Susan, Jane Austen

Resim
Kibir ve aptallığın bir araya geldiği yerde izlenmeye değer bir rol yoktur. s. 14 Zaten birini sevmek istemiyorsan her zaman bahane bulabilirsin. s. 24 Küstah bir ruha boyun eğdirmekte, seni sevmeyeceğine baştan karar vermiş birine üstünlüğünü kabul ettirmekte tadına doyulmaz bir lezzet var. s. 33 Genç erkekler kararlarında genelde aceleci olurlar ve kararlarına tutunmakta da bir o kadar dengesizdirler. s. 63 Velhasıl, kişi yalan üstüne yalan söyleyince tutarlı olması imkansız oluyor. s. 68 İtham edilerek aşağılandıktan sonra iltifatlarla yumuşayan kadın da aptaldır. s. 86 Ne kadar küçük düşürücü bir cezanın mahkumu olduğumu ve derhal ve sonsuza kadar sizden ayrılmam gerektiğini anladım. s. 93 Sonu hayal kırıklığı olacak bir sevinci ne kadar az duyarsanız o kadar iyi. s. 99

Simyacı, Paulo Coelho

Resim
Bir düşü gerçekleştirme olasılığı yaşamı ilginçleştiriyor. s. 27 Bizi görmek istedikleri gibi değilsek canları sıkılır. s. 32 En kusursuz cinayet, yaşama sevincini öldürmektir. s. 53 Ve bütün dünyayı kucaklayamayacak kadar küçük biri olduğum için, sahip olduğum az bir şeyi her zaman korumaya çalışacağım. s. 56 Değeri bilinmeyen her lütuf felakete dönüşüyor. Artık hayattan bir şey beklemiyorum. s. 76 Her zaman şimdide yaşamayı başarabilirsen mutlu bir insan olursun. s. 106 İnsan sevince nesneler daha çok anlam kazanıyor. s. 122 - Öyleyse neden yüreğimi dinlemek zorundayım? - Çünkü onu susturmayı hiçbir zaman başaramazsın. Hatta onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o gene oradadır, göğsündedir; hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü sana tekrarlamayı sürdürecektir. - Bir hain olsa da mı? - İhanet, senin beklemediğin bir darbedir. Ama sen yüreğini dinleyecek olursan, sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramayacaktır. Çünkü onun düşlerini ve arzularını tanıyacaksın ve onları hesaba katacaksın.

Kıskançlık, Marcel Proust

Resim
Ben ki tek bir bedende birçok Albertine’i tanıdığım halde sanki yanı başıma uzanmış daha ne Albertine’ler görürdüm. Hiç görmediğim şekilde kavislenen kaşları, göz çukurlarını bir masal kuşunun müşfik yuvası gibi çevrelerdi. Yüzünde soylar soplar günahlar dinlenirdi. Başını her çevirişinde, çoğunu benim tahayyül edemeyeceğim, yepyeni kadınlar yaratırdı kendinden. Bana öyle gelirdi ki bir değil, sayısız genç kıza sahibim. s. 13 İnsan minik kuşunun adımlarını bin kişinin içinden seçmez olur mu? s. 20 Kalıcı mutluluğa inananların gamsızlığı içindeydim. s. 23 İnsan yeni bir ülkeye ayak basar basmaz da çalışmaya koyulamaz ki, koşullara uyum sağlaması gerekir önce. Benim içinse her gün başka bir ülkeydi. Bizzat kendi tembelliğim bile kılıktan kılığa bürünürken nasıl teşhis edebilirdim ki onu? s. 25 Nitekim aşk deva bulmaz bir hastalıktır, tıpkı romatizma ataklarının ancak yerini migren nöbetlerine bırakmak üzere biraz soluk aldırdığı şu müzmin hastaların haline benzer. s. 29 Gariptir ki ilk

Seneler, Annie Ernaux

Resim
"Var olmak susamadan kendini içmektir." Sartre s. 15 İnsanların ölmesi sarsmıyordu bizi. s. 32 Fazla okumak insana kafayı yedirirdi. s. 42 Hiçbir şey, ne zeka, ne eğitim, ne güzellik, hiçbir şey bir kızın cinsel itibarı, yani evlilik piyasasındaki değeri kadar önem taşımıyordu. s. 69 Evleninceye kadar, aşk hikayeleri milletin meraklı bakışları ve yorumları altında yaşanırdı. s. 69 Kendisini hiçbir yere ait hissetmiyor, bilginin ve yazının dünyası hariç. s. 82 İnsanlar bütün bu nesnelerin bir işe yarayıp yaramadığını, onlara ihtiyaç duyup duymadıklarını sorgulamıyor, sadece sahip olmayı arzuluyor ve hepsini derhal almaya yetecek kadar para kazanamamanın sıkıntısını çekiyorlardı. s. 84 Gittikçe daha hızlı ve çok şeyin hayatımıza girmesi, geçmişi geriye atıyordu. s. 84 Her okuduğu kitapta, o da kendi hayatını böyle anlatabilir miydi acaba diye geçiriyor içinden. s. 94 Başka türlü düşünmek, başka türlü konuşmak, yazmak, çalışmak, başka türlü var olmak: Her şeyi denemekle hiçbir ş

Sofie'nin Dünyası, Jostein Gaarder

Resim
K ierkegaard için kaygı neredeyse olumlu bir şeydir. Kişinin bir varoluşsal durumda bulunduğunu gösterir. Bu kişi daha yüksek bir aşamaya sıçrama yapıp yapmayacağına kendi karar verebilecektir. s. 21 Filozoflardan ve düşüncelerinden söz ederken hep erkekleri kastettim aslında. Çünkü felsefe tarihi de erkeklerin damgasını taşıyor. Bunun nedeni de, kadının hem kadın hem de düşünen bir varlık olarak insanlık tarihi boyunca hep ezilmiş, baskı altında tutulmuş olması. Kötü bir şey bu, çünkü birçok önemli deneyimin yitip gitmesine neden oluyor. Ancak bizim yüzyılımızda kadınlar felsefe tarihine tam anlamıyla adım atabildi. s. 39 Eğer filozofun kastettiği, bu dünyadaki her şeyi bilemeyeceğinin farkında olan bir kişinin, aslında az şey bildiği halde çok bildiğini sanan birinden daha akıllı olduğuysa, bu görüşe katılmak için çok düşünüp taşınmak gerekmezdi. s. 71 Sokrates'in bir gün pazarda bir tezgahın önünde durup şöyle dediği anlatılır: "Ne kadar da çok şey var hiç mi hiç işime yara