Yayınlar

Mutlu Ölüm, Albert Camus

Resim
“Yalnızlık da yoksulluk, korkunç bir yoksulluktu.” s.35 “Sevişmeden sonra, gövdenin kendini bıraktığı, dinginliğe erdiği, yüreğin uyukladığı o anda, yalnızca değerli bir köpeğe duyulan yumuşak bir sevecenlikle, Mersault ona gülümseyerek, merhaba görüntü derdi.” s.45 “Biliyorsunuz. Bir adam her zaman gövdesinin gereksinimiyle ruhunun isterleri arasında sağlayabildiği dengeyle değerlendirilir. Siz... Siz kendinizi kötü değerlendirmektesiniz, Mersault. Kötü yaşamaktasınız. Barbarca.” s.53 “Kendimiz olmaya zamanımız yok. Ancak mutlu olmaya zamanımız var.” s.56 “Yalnız zaman gerekiyor mutlu olmak için. Çok zaman. Mutluluk da uzun bir sabırdır zaten.” s.59 “O ona, o da ona değer veriyordu. Bunun dışında bir şey midir aşk?” s.65 “İnsan her gün sevincini ele geçirmek zorundaydı.” s.95 “Bir yaşamı mutluluk içinde tamamlamak için de akılla açıklanamayan küçücük bir şey gerekir.” s.124

Büyük Saat, Turgut Uyar

Resim
Göğe Bakma Durağı İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran korkak ellerimi tut Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalım Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi aferin Tanrıya Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda Beni bırak göğe bakalım Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız penceren vardı bir bir kapattım Bana dönesin diye bir bir kapattım Şimdi otobüs gelir biner gideriz Dönmeyeceğimiz bir yer beğen b

Değirmen, Sabahattin Ali

Resim
İnsan evvela kendi kendisinden utanır gibi olur ama, bilir misin, bizim en büyük maharetimiz nefsimizden beraat kararı almaktır. Vicdan azabı dedikleri şey, ancak bir hafta sürer. Ondan sonra en aşağılık katil bile yaptığı iş için kâfi mazeretler tedarik etmiştir. S.14 “Sen sevgiline ne verebilirsin sanki? Kalbini mi? Pekala ikincisine? Gene mi o? Üçüncü ve dördüncüye de mi o? Atma be adaşım, kaç tane kalbin var senin? Hem biliyor musun, bu aptalca bir laftır: kalbin olduğu yerde duruyor ve sen onu filana veya falana veriyorsun. Göğsünü yararak o eti oradan çıkarır ve sevgilinin önüne atarsan o zaman kalbini vermiş olursun. Siz sevemezsiniz adaşım.” S. 14 Başkalarına benzemeyenlere antika derler. S.38 Hiç ayrılmayalım, olmaz mı? S. 40 Odamda beni kitaplarım bekler. Bu yegâne tesellidir. S.65 Halbuki en çok okuduğum bir kitabın, en çok okuduğum bir satırı bile bana bazen başka şeyler söyleyebilir. S. 65 Bu kadar alıştıktan, onu bu kadar tanıdıktan, kendime bu

Soğuk Deri, Albert Sanchez Pinol

Resim
Nefret ettiğimiz insanlardan sonsuza dek uzak kalamayız, yine aynı nedenle, sevdiklerimize asla büsbütün yakın olamayacağımızı da düşünebiliriz. S. 7 Ama kesin olan şu: en kötüsü sessizlikti. Daha doğrusu gürültünün olmayışı. S. 12 İnsanların ya da bitkilerin yoğunluğunu kestirmeye çalıştığımızda, mesafe çoğu zaman bizi yanıltır. S. 12 Umut sözcüğünün tüm anlamlarını yitirmiştim. S. 33 En dayanılmazı, kendime çok yakın bulduğum insanlarla aramda büyük bir uçurum olduğunu görmekti. Onlara kin beslemiyordum. Daha da kötüsü, onları anlayamıyordum. Aydaki insanlarla konuşuyor gibiydim. S. 33 Karanlık basınca hüzünlü düşünceler yoğunlaşıyordu. S. 39 Her ne kadar koşullar beni buna itse de ben cani değildim. S. 61 Oracıkta benim yanımda olmasına karşın benden uzaktaydı. S. 85 İyi bir savaşçı, savurduğu davayla tanımlanamaz, savaştan çıkarabildiği anlamla tanımlanır. S. 93 ... düzensizlik yalnızca düzeni ve farklı durumları kabul etme kapasitemiz olmadı

Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig

Resim
"Aslında yazmak, bir anlamda, zihnimi sürekli meşgul eden, içimde sancılı bir huzursuzluğa neden olan bir olayla sonunda hesaplaşmak, onun üzerine sünger çekmek, onu yerli yerine oturtmak, benden önde tutmak ve her açıdan kapatmak için giriştiğim bir çabaydı." S. 6  Yakınımda olan şeylerle bile aramda camdan bir duvar vardı ve kendi irademle onu yıkacak gücü bulamıyordum. S. 10 Birisi üzerime aniden bir tabanca çevirse yüreğim etrafımdaki bunca insanın yüreğinin bir avuç para için attığı kadar atmazdı. S. 14 İnsanlar bana sırt çevirdi, hayatıma kadınlar girdi çıktı ama tüm bunlar karşısında hissettiklerim, pencereye vuran yağmur damlalarını izleyen birinin hissettiklerinden farksızdı. S. 17 "Eğer nasıl biri olduğumu bilseydiniz, şu anda beni selamlarken yüzünüzde gördüğüm o tatlı, dostane gülümse kim bilir nasıl donup kalırdı dudaklarınızın kıyısında!" S. 37 ...ilk kez bu dünyaya ait birisi için var olduğumu hissediyordum. S. 57 İnsanın k

Milena’ya Mektuplar, Franz Kafka

Resim
"Sözleri ve istekleri yetişkinlerin bilgisiyle doldurulsa, çocuklar korkunç olurlardı." (s.25) "Hayatınız için koyduğunuz kurala inanma eğilimi gösterilebilir. Kuralınıza inanıyorum; yalnızca onun bu kadar net, amansız ve belirleyici bir biçimde, ilelebet hayatınızın üzerinde kalacağına inanmıyorum. Sizinki bir anlayış, ama sadece yol üzerinde varılmış bir anlayış ve o yol sonsuzdur." (s.28) "Sevgili Bayan Milena, gün o kadar kısa ki, sizinle ve bir kaç ufak tefek işle geçip sona eriveriyor. Gerçek Milena'ya yazacak biraz bile zaman yok, çünkü daha da gerçek olanı bütün gün buradaydı; odada, balkonda, bulutlarda..." (s.30) "Hayatın iki saati, iki sayfa yazıdan iyidir demeyin; yazı daha yoksul ama daha açıktır." (s.52) "Üçüncü bir yolda ilerlemek istiyorum. Sana ya da ona değil, yalnızlığa çıkan yolda..." (s.58) "Milena... Ne zengin, ne ağır bir isim bu. O kadar ağır ki taşıması imkansız. Yalnızca 'i' deki v

Çavdar Tarlasında Çocuklar, J. D. Salinger

Resim
"Ayrılışlarım acıklı, hatta kötü olabilir, ama bir yerden artık ayrılıyorsam bunu anlamak istiyorum. Bunu anlamadığınız zaman kendinizi daha kötü hissediyorsunuz." S. 10 "Ama ben yine de hâlâ 12 yaşındaymışım gibi davranmaktan hoşlanıyorum. Herkes söylüyor bunu, özellikle de babam. Bu biraz doğru sayılır, ama tümüyle de doğru değil. İnsanlar bazen, bir şeyin tümüyle doğru olduğunu sanırlar. Ben böyle şeyleri pek sallamam, ama birileri bana yaşıma uygun davranmam gerektiğini söylediğinde canım sıkılır. Bazen yaşıma göre daha olgun davrandığım da olur -ciddi söylüyorum- ama buna kimse dikkat etmez. İnsanlar hiçbir şeye dikkat etmiyorlar zaten." S. 14 "Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir." S. 23 Tek yaptığım, kalkıp pencereye gitmek ve dışarıya bakmak oldu. Birdenbire kendimi felaket yap

Bu Bir Günlük Değildir, Zygmunt Bauman

Resim
Üstelik yalnızlığa tapsam da tek başınalıktan iğreniyorum. S. 11 Tüketici toplumundaki "eğitim pazarı" bu genel kurala bir istisna teşkil etmiyor. Birçok ülke son on yılda yüksek öğretim kurumlarının sayısında ve öğrencilerin miktarında benzersiz bir büyüme yaşadı. Bu gelişmenin sonucu üniversite eğitiminin ve diplomanın değersizleşmesiyle sonuçlanmaya mahkumdur. S. 99 Online yaşam, bir ilişkiye "girmeyi" çocuk oyuncağı yapıyor; bir ilişkiden çekilmeyi ise inanılmaz derecede basitleştirip giderek zayıflayan, solup sonunda tamamen ilgi eksikliğine teslim olan bir "ilişki"nin içeriğinin kaybolmasını göz ardı etmeyi haince kolaylaştırıyor. S. 133 Sizi bir mikroptan, hızlı, çok daha hızlı bir şekilde öldürecek şey, kederli bir ruhtur. S. 149 Bizimki gibi kapitalist bir toplumda, her şeyin ötesinde mevcut ayrıcalıkların korunması ve müdafaası için; daha sonra da geri kalanları yoksunluktan çıkarmak için eğitilmiş ve amaçları çok, ama kaynakl

Edebiyat Nedir, Jean-Paul Sartre

Resim
İnsanoğlu dünyanın yüreğindeki pişmanlık acısıdır şimdi. S. 27 Şiir, yitiren kazanır oyunudur. Ve gerçek ozan, kazanmak için ölünceye dek yitirmeyi seçer. S. 28 Sessizlik bile sözcüklere göre belirlenir. S. 33 Sanatsal yaratılışın belli başlı dürtülerinden biri, hiç kuşkusuz dünyaya oranla daha önemli olduğumuzu duyma gereksinimidir. S. 46 İnsan kendini, başkalarını beklediği gibi beklemez. S. 48 Okuma, özgür bir düştür. S. 56 Yazmak, özgürlük istemenin bir biçimidir. S. 70 Özgürlük, tıpkı deniz gibi hep yeniden başlar. S. 71 Şiddet, okuma yazma bilmez. S. 87

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, Joanne Greenberg

Resim
Bir keresinde kendine korkunç işkenceler yapan bir hastam olmuştu. Ona neden böyle şeyler yaptığını sorduğum zaman "Bunları bana dünya yapmasın diye." karşılığını vermişti. Sonra "dünyanın neler yapacağını görmek için biraz bekleseniz" demiştim. O da "Anlamıyor musunuz? Eninde sonunda oluyor bunlar, bu şekilde hiç olmazsa kendi yıkımımı kendim yönetiyorum." diye yanıt vermişti. S. 48   Benim düşmanım, ne nefret edebileceğim ne de bağışlayabileceğim bir insan. S. 52 Kadın ufak tefek, siyah saçlı ve üzgün görünümlü biriydi. Ama bir başkasının korkusunu görebilecek kadar kendi dışına bakabilmişti. S. 59 Dışarıda-dünyada- Ağustos ayı. Gökyüzü açık ve güneş de kavuruyor. Korkarım, bu soğuk ve sis senin içinde. S. 92 Bütün hasta insanların hastanelerde olduğunu mu sanıyorsun sen? S. 103 Gurur, sanki her gün yapılan bir şeymiş gibi, soylu bir biçimde üzüntüden ölme yetisi anlamındaydı. S .105 Anılar biçim olarak değişmeyebilir, ama yıl

Martin Eden, Jack London

Resim
Büyük şairlerin hiçbir dizesi harcanıp atılamaz. Bu, dünyayı güçsüzleştirir. S. 18 Gözlerini kapayıp aklına on bin kitabın görüntüsünü getirdi. Bütün güç kitaplardaydı. S. 53 Hayat, düşünceleri erkek arkadaştan öteye geçemeyen kızlardan çok daha fazla şey ifade ediyordu. S. 62 Ne söylediğinizi, biraz da nasıl söylediğiniz belirler. S. 74 Martin o an, Ruth tarafından şekillendirilmek için ölüp biten bir hamur; Ruth da onu ideal erkek formuna büründürmek için aynı hevesle yanıp tutuşan bir kadındı sanki. S. 108 O kızın sert bakan gözlerini gördünüz. Kendi başının çaresine bakmış bir kızın gözleri yumuşak olmaz. S. 121 Aşkın akılla bir alakası yoktu. Sevdiği kadının doğru veya hatalı yargılarda bulunması önemsizdi. Aşk bunlardan üstündü. S. 146 Buralara nereden geldiğimi biliyorum, gidecek daha çok yolumun olduğunu da biliyorum ve gerekirse dizlerimin üstünde sürünerek de olsa oraya gideceğim. S. 148 Halbuki bu dünya öyle kurulmuş ki, mutluluk için p

Hazlar ve Günler, Marcel Proust

Resim
“Hayat bizi amansızca sıkıştıran, hiç durmadan ruhumuzu acıtan zorlu bir iştir.” s.10 “Her insan deli taklidi yapan kılık değiştirmiş bir tanrıdır zaten.”Emerson s.13 “Bundan böyle sizi asla görmeyeceğim, asla... Ancak ruhum görebilecek sizi; bunun için de, aynı anda birbirimizi düşünmemiz gerekir. Ben canınız isterse girebilesiniz diye ruhumun daima size açık olması için hep sizi düşüneceğim.” s.28 “Henüz aşkı tanımıyordu. Kısa bir süre sonra aşk acısını tattı, ki bu da aşkla tanışmanın tek yoludur.” s.36 “Bu alçağa tutkum tamamen zihinsel olduğu, duyuların etkisinde kalmak gibi bir mazereti olmadığı için iyice tuhaftı. Platonik aşk ne kadar anlamsız.” s.38 “Oysa insan ruhunun derinliklerindeki eğilimler doğrultusunda sevdiği şeyleri yaparsa mutluluğu bulabilir ancak.” s.39 “-Sen ki hiç yaşamadın, bunu nereden biliyorsun?   -Ama düşündüm, bu da yaşamaya bedeldir.” s.39 “Aynı silahlara sahip olduklarını ve güçlerinin, daha doğrusu zaaflarının aşağı yukar

At Çalmaya Gidiyoruz, Per Petterson

Resim
Artık zamanın benim için önemli olduğunu hissediyorum. Daha hızlı ya da yavaş geçsin diye değil, yalnızca zaman olsun diye; içinde yaşadığım, fiziksel olaylar ve etkinliklerle bölebildiğim bir şey olarak benim için belirginleşsin ve farkına varmadan geçip gitmesin diye. S. 13 ..., çünkü her şey dünyaya bakmak için hangi yolu seçtiğinize bağlıydı; ... S. 26 ... o kadar erken yaşamını yitirmenin nasıl bir şey olduğunu düşünüyordum. Yaşamını yitirmek, sanki elinde bir yumurta varmış, sonra yumurtayı bırakmışsın, yere düşüp kırılmış gibi; bu duygunun başka hiçbir şeye benzemediğini anladım. S. 54 ... bu dünyada her şey en sonunda bir dengeye ulaşır, tanrıların gülümseyebilmesi için başlangıçta bozulan dengenin yeniden kurulması şarttır. S. 61 İnsanlar onlara bir şeyler anlatmanızdan hoşlanıyorlar, mütevazı ve güven veren bir ses tonuyla yeterince şey anlatırsanız sizi tanıdıklarını sanıyorlar, ama aslında tanımıyorlar, sizin hakkınızda bir şeyler öğreniyorlar sadece, çünkü öğrend

İlhan Berk, Mısırkalyoniğne

Resim
İmgeler anlamı, sözcükler imgeyi anlatır. Bir anlamı gün ışığına çıkarmak için imgelerden daha iyi bir yol olamaz; aynı şekilde bir imgeyi gün ışığına çıkarmak için sözcüklerden daha iyi bir yol olamaz. Sözcükler, imgelerin yöresinde toplanmalıdır, o zaman imgeleri kurabilmek için doğru sözcükler meydana çıkar. İmgeler anlamın yöresinde toplanmalıdır, o zaman anlamın kurulması için doğru imgeler meydana çıkar. Anlam imgelerle aydınlanır, aynı şekilde imgeler de sözcüklerle. Şuraya varıyoruz: imgeleri aydınlığa çıkarmak için konuşan imgelere uzanır, bunun sonucu olarak ta sözcükleri unutur. Bir tavşan izini izliyene benzer bu; tavşanı yakalayınca, izi unutur. Ya da ağla balık avlıyan birine: balığı yakalayınca ağı unutur. (...) Anlamın anlaşılması, imgelerin kıyılması koşuluna bağlı, imgelerin anlaşılması da sözcüklerin kıyılması koşuluna!  S. 9 Sizi gördüm denizin evinde. Akşamüstleri gibi güzeldiniz. S. 13 Sen geçiyordun, korkuncu, cinneti denemek istiyordum. Yanında arka pe

Geçmişe Yolculuk, Stefan Zweig

Resim
“Geldin işte!” Kollarını uzatıp, neredeyse iki yana açarak kadına doğru yürüdü. “Geldin işte,” dedi bir kez daha tekrarladı; sevdiği insanı şefkat dolu bakışlarla sarıp sarmalarken, ses tonu sürpriz ve mutluluk arasında dalgalanarak gitgide tizleşiyordu. “Gelmeyeceksin diye korkmuştum!” S. 1 Ama aşk, bir cenin gibi bedenin karanlıklarında acıla dönüp durmaktan kurtulduğu, nefes ve dudak aracılığıyla kendini zikir ve itiraf edebildiği zaman gerçek aşktı. S. 11 Acz içinde geçen yıllar, dedi içinden, duygularımıza karşı acz içinde geçen yıllar: Dokuz yıl oldu ve sesinin tek bir tonu değişmemiş, bedenimin tek bir siniri bile onu farklı algılamıyor. Hiçbir şey yitmemiş, hiçbir şey geçmemiş, varlığı eskiden olduğu gibi sevgi dolu bir mutluluk yaratıyor. S. 22 Sadece anılarla yaşamak insanın doğasına aykırıydı; nasıl bitkiler ve bütün canlılar renklerinin solmaması ve çanak yapraklarının kuruyup dökülmemesi için toprağın besleyici gücüne ve gökyüzünden süzülüp gelen canlı ışığa ihtiya

Metinler, Nilgün Marmara

Resim
Ey tiksinç Aydınlık! Kusuluyor senin için, bil! S. 13 “Dur” diyor, “hangi karşılık sana kucak açar, belli sayı için, sıfırdan kaynaklanan?” S. 21 Azınlık sorusu şudur; Kuraklık ana! Ben kimim’in arayışı kaç adım gider öz-tanıma? Engin bir su izinde yanıta vardığında, ne kadar bilebiliriz Kimiz’i? S. 23 Biz güven çağına gelmiş olmalıydık, artık! S. 25 Yinelenen bırakılmalarda ararken sesin tınısını el, bir sınırı hatırlıyor, sonsuz! S. 27 Bakışın olanağı kadar izledim sizi, yer karardığında uzanmıştım solgun ışıklar kayrasına. Mutluydum; bu bir cüret! ... Biz buyduk, şimdinin karışmış, evrende birbirine yansıyan bağı sürdüren nesneler dizisi gibi... Evet yıldızlar yalnız ve tek tek beliriyor haritalarında, ... Borçluyuz daha çok yaşamaya! S. 29 Sevinç sözcüğünün neyi, nasıl imlediği bilinemiyor hâlâ! Değerler şenliği uzaklarda sanılıyor, ötede olanda. Tüm anlar köpeksi bir zamana, düşkün bir kımıltısızlığa, aynılığa dönüşüyor, geride kalmanın tiksinç yalnızlığına! S. 31

Kitapların İlk Cümleleri -VI

Resim
“Jem, kolu tam dirseğinden fena halde kırıldığında aşağı yukarı on üç yaşındaydı. Kolu iyileşip de bir daha asla futbol oynayamama korkusundan kurtulduğunda ağabeyim, bu sakatlığını neredeyse hiç hatırlamaz olmuştu.” Bülbülü Öldürmek, Harper Lee “Salzkammergut şehri, 1937 yazının sonlarına doğru bir pazar sabahı güne alışılmadık, şiddetli bir fırtınayla uyandı. Bu fırtına, Franz Huchel’in o güne dek kendi hâlinde akıp giden huzurlu hayatında yaşanacak aynı şekilde ani, sonuçları bakımından ciddi, köklü bir değişimin habercisi gibiydi.”  Tütüncü Çırağı, Robert Seethaler “Çok Sevgili Baba, Geçenlerde senden neden korktuğumu öne sürdüğümü sormuştun. Fakat her seferinde olduğu gibi, kısmen senden korktuğum için, kısmen de bu korkunun temellerini açıklamak, konuşurken hafızamda bile tutamayacağım kadar fazla detaya girmek anlamına geldiğinden yine sorunu cevapsız bırakmıştım. Şu an yazarak cevap veriyor olsam da yine epey noksan kalacak, çünkü yaza

Günler Aylar Yıllar, Yan Lianke

Resim
Büyük kuraklığın olduğu o yıl, zaman kavrula kavrula küle döndü; gün, yakalamaya çalıştığınızda kor gibi elinize yapışıyordu. Şişe geçirilmiş gibi duran güneş, günler boyunca başınızın üzerinde öyle asılı dururdu. İhtiyar adam sabahtan akşama kadar kendi saçından gelen yanık kokusunu alırdı. S. 7 Sonra, kapının ağzına uzanmış olan kör köpeğin başını okşadı. Hadi gidelim, dedi ihtiyar, ayın battığına inanmazsan yıldızların parladığını da görmezsin, şansımızı başka bir yerde arayalım. S. 29 Kör, diye seslendi ihtiyar, baksana, ay çıkmış, uyu hadi, uyursan açlık hissetmezsin, rüyanı yiyecek gibi görebilirsin. S. 45 Kör, dedi ona, ikimizden biri diğerinden önce ölecek, hayatta kalan öleni buraya gömmeli. Bunları söyledikten sonra köpeğin sırtını okşayıp gözyaşlarını sildi ihtiyar, sonra cebinden bozuk bir para çıkarıp parayı tura yüzü üste gelecek şekilde yere bıraktı, köpeğin sağ patisini alıp paranın üstüne koyduktan sonra, yaşam ve ölümü kader belirler, dedi, şimdi yazı tura ata