Kayıtlar

Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1977-1987), Nilgün Marmara

Resim
Perdeler çekilidir bakışına belleğin çok öncelerden beri, büyüyen ağaçlarına özgür çocukların, vurur baltasını sinsi körlüğüyle tarih! s. 26 Ve biri kalabilir, aşkın yürekte, bilinmeyen gezegenlerin dokusunda saklanan cesaretin birikimini saymak için. s. 32 Bir dönüştü tekrarlanan, Ruhlanan bardaklarda şarap tadardık, Unutanlardandan değil hatırlayanlardandık. s. 34 Söylerim elbet tarihimin bin bir parçasını Ağlarım okyanus derinliğince, Bozgunumu içleştirsem ve bağlansam tutkuyla, Yanan boğazlara karışarak Hangi halkayla bağlardım bulanık taşları saydamlığa? s 38 Uzak sevincim ey! Kırık dökük ülkenin seçkin çiçeği! s. 54 Kime, kime gönderiyor incelen yapraklarını yüzün, kavisin beyaz yanağıyla? s. 58 Dünyamsın benim, zorbam, düzenim, Bundan gözlerim göğe çevrili, ellerim denizde. Hiç katılmadan sende yaşıyorum, dirimimsin benim, doğarken öldüğüm. s. 77 Kuramadığım güzelliklerin sessiz görünümü, ulaşılmayanın boyun eğen yansısı, Sevda ile seslenir sizlere! s. 81 Bit

Parçalanma, Emil Michel Cioran

Resim
Özgürlüğün fazlası, mutlaka özgürlüğü öldürür. s. 31 Terk edildikten sonra, sırf zevkine, final bölümünü dilediğimiz kadar zihnimizden geçirip durabiliriz. s. 44 Gökyüzünde çakan şimşek, bu defa bizimki olacaktır. s. 53 Aşağı bir insanla sohbet. Aslında vakit kaybı sayılmaz, insanlığın birkaç nesil sonra dönüşebileceği türü yakından seyretmek de büyük şans. s. 66 Kitaplar yaraları kanırtmalı, hatta yeni yaralar açmalı. Kitap tehlike arz etmeli. s. 67 Bilim öncesinde doğanlara ne mutlu; yakalandıkları ilk hastalıktan ölüp gitmek gibi bir imtiyaza sahiplerdi. s. 68 Var olmak bir intihaldir. s. 72 Istırap nedir? Silinmek istemeyen bir his, hırslı bir his. s. 72 Verdiğimiz her tavize, o anda farkına varmadığımız içten içe bir küçülme eşlik eder. s. 75 Mektubunda dünyada en sevdiği insanın ben olduğumu yazmış ama bir yandan da takıntılarımı bırakmamı, tutturduğum yolu değiştirmemi, başka biri olmamı, olduğum kişiyle ilişkimi kesmemi istiyor ısrarla. Yani ‘ varlığımı’ inkâr ediyor. s. 81 Ona

Notre Dame'ın Kamburu, Victor Hugo

Resim
Ara sıra dudaklarında bir gülümseme ve iç çekiş çakışıyor, ama gülümsemesinin iç çekişinden daha kederli olduğu anlaşılıyordu. s. 65 - Ya aşk? - Ah aşk! dedi Esmeralda, sesi titriyor, gözleri ışıldıyordu. İki sevgilinin bir bedende bir araya gelmesi. Bir melekte bütünleşen bir erkek ve bir kadın. Cennetin ta kendisi! s. 106 " Tempus edax, homo edacior ; bu deyişi tüm kalbimle şöyle çevirebilirim: Zamanın gözü kördür, insan ahmaktır." s. 113 Halk söküp almadıkça kral ayrıcalıklarından vazgeçmez. s. 126 Aşk iki iken bir olmaktır. Bir erkek ve bir kadının birbirine karışıp bir meleğe dönüşmesi... Aşk, cennet demektir. s. 137 İnsanın sevgiye ihtiyaç duyduğunu, şefkatsiz ve aşksız bir yaşamın boş, yaygaracı ve yürek parçalayıcı bir çark düzeni olduğunu fark etti. s. 156 Oysa onu sağır eden de bu çanlardı; ama analar çoğu kez, kendilerini en fazla üzen evlatlarını daha çok sever. s. 205 Bu çağ acımasızdır. s. 246 Kadınların içgüdüleri erkeklerin zekâsından daha çabuk harekete geçi

Yeraltından Notlar, Fyodor Dostoyevski

Resim
Baylar, yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık. s. 9 Duvarı delmeye gücüm yetmiyorsa "ille de deleceğim" diye yırtınmam elbette; ama önümde yıkmaya gücümün yetmediği bir taş duvar bulunmasına da razı olamam. s. 16 Bugünün insanı pek çok bakımdan barbarlık çağı insanından daha üstün görüşlü olduğu halde, aklın, bilginin gösterdiği yoldan gitmeye bir türlü alışamamıştır. s. 26 Çünkü insan ahmak bir yaratıktır, son derece ahmak! Daha doğrusu ahmak değil de nankördür, eşine rastlanmayacak derecede nankördür. s. 27 En bayağı ve aşağılık insanların aynı zamanda namus simgesi olarak kalabilmeleri, ancak bizim ülkemizde olanaklıdır! s. 54 Hayat, kederiyle, acısıyla da güzeldir. Yaşamak nasıl olursa olsun arzu edilir. s. 100 İnsanoğlunun gözü yalnızca acılarını görür, mutluluğunu hiç görmez. s. 112 Ruhumda, cinayet işlenmiş gibi bir ağırlık var. s. 117 Huzur, sükunet istiyorum ben. Beni rahatsız etmesinler diye bütün dünyay

Fasa Fiso, Teoman

Resim
“çok üzülme, çok susma çok darılma çok ağlama çok da kitap okuma!” dedi annem. s. 17 O yıllarda kitaplara fazlaca düşkündüm ve kitap bizde pek de matah bir şey sayılmıyordu. s. 17 Annem sinirli ve ilaçları var. Halamlarla, yengemlerle ne zaman buluşsalar babamdan bahsedip ağlıyorlar öbür odada. Her söylediklerini duyuyorum. Babalardan bahsedilmesini sevmiyorum. s. 19 Çocuklukta çok sıkıcı şeyler var, büyümeyi beklemek. s. 41 “Özgürlük, felsefem olacak.” s. 53 Bana dönüp, “İyi ki meşhur oldun” diyor. “Artık çok daha makul birisin.” “Evet ama” diyorum, “insanlara ilgimi filan kaybettim.” Gülüyor; “Hiçbir zaman yoktu ki” diyor. s. 124 İnsanın bugün öyle hissetmesi için dün dibe vurması gerekiyor. s. 186 İnsanlar her şeyi fazla önemsiyor gibi geliyor bana. Yani kariyer dediğin şeyi, ün dediğin şeyi… Başkalarının senin hakkında düşündüklerinin ne önemi var ki? s. 198 “Yüzme bilmeden daha deniz görmeden hiç güneşte yanmadan şimdi ölmek istemem bir kalbi sarmadan.” s. 207 Oktay Rıfat’ın şiir

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı, Ahmet Şerif İzgören

Resim
Bazı kitaplar vardır, sizinle konuşur. Okumaya başlayınca fark edersiniz. Arkadaşınız olurlar. Ara sıra, evde dolaşırken karşılaşır, sayfalarını koklar, karıştırırsınız. s. 13 Kendi hayatını yaşayamayan insanlar, çocuklarının hayatını yaşar. Süpermen Türk olsaydı pelerinini kesin anası bağladı. Bir de uçarken arkasından bağırır: Varınca çaldır oğlum. Bırak uçsun artık! s. 17 1950'lerin başı. Köylerde kahvehane yoktur, kütüphaneler kurulur. Sonra bu işlere siyaset karışır; Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Partisi...Derken kütüphaneler kapanır, kahvehaneler açılır. s. 23 Dokunduğunuz her yere değer katabilirsiniz. s. 29 Anadolu'da "Emeksiz yemek olmaz " derler. s. 35 Allah aşkına aranızda bugün yaşadığımız sorunları bilmeyen var mı? Adım atıyor musunuz, atmıyor musunuz; tüm fark burada. s. 47 Siz de bazen başaramayabilirsiniz ama en azından örnek olursunuz. Bunun adı zaten başarmak. s. 48 Yeriz kuralları biz. Kırmızı ışık nedir trafikte? - Dur Yeşil? - Geç Sarı? - Hızlı

Eve Dönmenin Yolları, Alejandro Zambra

Resim
Okumak yüzünü kapamaktır. Yazmaksa yüzünü göstermek. s. 60 Sahneye çıkacakları anı sabırla bekleyen oyuncular olmak istiyoruz. Ama izleyiciler bir süre önce gitmiş. s. 66 Bir saniyeliğine, neden olduğunu bilmeksizin kendimi muazzam yalnız hissettim. s. 80 Çünkü her ne kadar bir yabancının hikayesini anlatmak istesek de eninde sonunda hep kendi hikayemizi anlatırız. s. 94 Öğrenmek için sormuyorduk, bir boşluğu doldurmak için soruyorduk. s. 102 Biraz önce denedim, kesinlikle bana küçük geliyor. Aynada kendime bakıyorum ve babaların kıyafetlerinin bize her zaman büyük gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama ona ihtiyacım olduğunu da düşünüyorum; bazen babamızın kıyafetlerini giymeye ve uzun uzun aynaya bakmaya ihtiyacımız olur. s. 124 Bu albümler bu işe yarıyor, diye düşünüyorum: bizi küçükken mutlu olduğumuza inandırmaya. s. 147 Ne zaman denize baksam boğulan mutlu bir insana dönüşüyorum. s. 174

Elif, Paulo Coelho

Resim
Ne var ki, geleceğin daha fazla karanlıktan başka vaadi yok. s. 15 Doğduğumuz andan ölene kadar hayatımız sürekli bir yolculuktur. Manzara değişir, insanlar değişir, ihtiyaçlar değişir, ama tren hep ileri gider. Hayat bir trendir, tren istasyonu değil. s. 23 Tanrı gönül gözümüzü ancak bir şeylerin değişmesini arzu ettiği anda açar. s. 30 İ çinde bir tutam delilik olmayan hayat eksik bir hayattır. s. 41 Biz bir şeyi arıyorsak, o şey de bizi arıyor demektir. s. 56 Gözyaşları ruhun kanıdır. s. 81 Yeni aşkların eski tecrübelerle kesinlikle hiçbir ilgisi yoktur. Aşk her seferinde yepyenidir. s. 114 Zaman ne hareket eder ne de durur. Zaman değişir. Bu daimi değişimin içinde her birimiz bir noktada, kendi Elif'imizde dururuz. s. 117 Hiçbir şey yok olmaz, her şey zamana kaydolur. s. 119 Hepimiz kozmosun içinde başıboş dolaşan ruhlarız. s. 124 Geçmişe dönüp eski yaraları kanatmak kolay da değildi şart da değildi. Bu ancak şimdiyi daha iyi anlayabilmek için yapılırsa bir anlam taşıyabilir. s

Godot'yu Beklerken, Samuel Beckett

Resim
“ Eyfel Kulesi'nden el ele ilk atlayanlardan olabilirdik pekâlâ. Üstümüz başımız düzgündü o zamanlar. Artık çok geç. ” s.10 “Dünyadaki gözyaşı miktarı sabittir. Ağlamaya başlayan biri için, bir yerlerde bir başkası keser ağlamayı. Aynı şey gülmek için de geçerlidir.” s.41 “-Hiç terk ettim mi seni?   -Gitmeme izin verdin.” s.75 “Boşluktan yana eksiğimiz yok.” s.85 “Daima bir şeyler buluruz değil mi Didi, bize varolduğumuzu hissettirecek bir şeyler buluruz, değil mi?” s.89 “Hepimiz deli doğarız. Bazılarımız öyle kalır.” s.105

Kardeşini Doğurmak, Büşra Sanay

Resim
Çocuk çocuktur, masumdur, paktır. Çocukluğunu yaşamalıdır. Çekin kirli ellerinizi, düşüncelerinizi onların üzerinden. s. 9 “Biliyorum ki duyarlı insanların sayısı hiç de az değil ama yeterli de değil; daha fazlasına ihtiyaç var.” s. 18 Eski toplumlarda anne hamileyse ve bi­ri erkek biri kız, ikiz bebek doğurmuşsa öldürülüyorlardı; çünkü anne karnında cinsel ilişkiye girdikleri düşünülüyordu! s. 19 Çocuklar ölüyor üstat. İnsanlar ise her şeyi meşrulaştırıyorlar. s. 24 Benden gitmeyeceğine inandığım insanlar oldu. Çok yanıldım. Sen yanıldın mı böyle hiç? Sırtımı insanlara dayayamayacağımı öğretti insanlar bana. s. 25 Bu toplum tecavüz eden adamın tecavüz ettiği kadınla evlenip mutlu olduğuna inanan bir toplum. s. 32 Şiddetin seslerine tepkisiz kalan komşular müzik sesine tepki gösterirler. s. 35 “Toplumsal cinsiyet eşitliğinde sınıfta kalmış bir top­lumuz, hikâyemiz bu ve Türkiye’nin iyi bir TERAPİYE ihtiyacı var.” s. 37 Kendi evinin içindeki in­sana güvenmeyeceksin de kime güveneceksin

Duygular Sözlüğü, Tiffany Watt Smith

Resim
“Bulutlara bakın, bir duygunun her şeyin rengini bir anlığına değiştirdiğini görebilirsiniz, birden gökyüzü kendini yeniliyor ve o renk kayboluyor. Kendi duygusal hava durumumuzu tanımak ve isimlendirmek en az bunun kadar garip bir iş.” s. 14 “Bazı duygular gerçekten dünyayı tek bir renge boyayabiliyor, araba kaydığında hissedilen dehşet ya da aşık olmanın getirdiği öfori mesela. Bazı duyguları ise bulutlar gibi, yakalaması epey zor.” s. 14 “Bazen duygular bize değil de biz duygulara aitmişiz gibi geliyor.” s. 15 “Duygulara öncelikle ve esas olarak birer biyolojik gerçekmiş gibi yaklaşmak bir duygunun gerçekte ne olduğunun yanlış anlaşılmasına yol açıyor.” s. 15 “Duyguların bastırılabilir ya da birikip dışa vurulabilir şeyler olduğunu Freud’un çalışmaları üzerinden düşünebilmeye başladık. Özellikle de çocukluk korkuları ya da   arzuları olmak üzere bazı duygular da zihinlerimizin en derinlerine çöküp saklanabiliyor ve ancak yıllar sonra rüyalarda ya da karşı koyulmayan istekler

Lizbon'a Gece Treni, Pascal Mercier

Resim
İçimizde olanın ancak küçük bir kısmını yaşayabiliyorsak - gerisine ne oluyor? s. 25   Oysa kendi ruhlarındaki hareketleri dikkatle izlemeyenler mutlaka mutsuz olurlar. s. 36 Kelimelerin bir etkisinin olması, bir insanı harekete geçirmesi, durdurması, güldürüp ağlatması: Daha çocukken bile bir muamma gibi gelirdi bu ona ve bundan etkilenmekten hiç geri kalmamıştı. s. 47 Okuyan insanlar vardı, bir de ötekiler. Birinin okuyan mı okumayan mı olduğu hemen anlaşılıyordu. İnsanlar arasında bundan daha büyük bir fark yoktu. s. 134 Hayatımızın gerçek yönetmeni rastlantıdır –gaddar, acımasız ve büyüleyici bir cazibesi olan bir yönetmen. s. 153 Hayâl kırıklığının kötü olduğu söylenir. Düşüncesizce varılmış bir önyargı. Hayâl kırıklığı yoluyla değilse hangi yolla keşfedebiliriz neler beklemiş, neler ummuş olduğumuzu? Bu keşifte değilse nerede yatar insanın kendini tanıması? Hayal kırıklığı olmazsa insan kendisi hakkında aydınlığa kavuşur mu? Hayal kırıklıklarına, onlar olmasaydı hayatımız daha iy

Uygarlığın Huzursuzluğu, Sigmund Freud

Resim
  Bireyleri gerçekten birbirine bağlayan, temeldeki imrenme ve saldırganlık duygularıydı. S. 13 İnsanoğlu, kibrinden dolayı kendisini en üstün ırk olarak görüyor. S. 17 İnsanlar mutluluğun peşindedir, mutlu olmak ve öyle kalmak isterler. S. 20 " Kim bilim ve sanata sahipse, sahiptir dine de. / Kim yoksunsa ikisinden de, sarılmalıdır dine." (Goethe) S. 35 Acıya karşı en korumasız olduğumuz zaman birini sevdiğimiz zamandır. S. 42 İnsanları mutluluğa götürebilecek pek çok yol vardır, ama insanı mutluluğa götüreceği kesin olan hiçbir yol yoktur. S. 44 Her insan sevgiye layık değildir. S. 52 En başta sevgi talepleri ile uygarlığın temelini atan kadınlardır. S. 53 İnsan insanın kurdudur. S. 63 Vicdan, hepimizi korkak kılar. S. 82

Yüzünde Bir Yer, Sema Kaygusuz

Resim
Kendini, kendinle hırpalıyordun. S. 12 Bir şeye ad vermek, onu kendine alışmaya zorlamaktır. S. 18 Düne kadar sadece hissederek yaşardın. Bir önceki günün hissini anımsayarak benzer bir şey hissetmek üzere alesta bekler, önceki zamanlardaki hislerinin hatırasıyla kendinin karbon kopyası olurdun. S. 24 Hisler düşünceyi tetiklemediğinde hissedilmiş olanı hissetmekten başka elden bir şey gelmiyor. S. 24 İnsanın olmadığı haliyle kusursuzluğa özendiği bu viran çağdan, olduğu haliyle kusursuzluğa eriştiği olası bir çağa sıçrayalım seninle. Herkesin anladığı dilden konuşan peygamberlerin henüz türemediği, hiçbir tanrı buyruğunun yazılmadığı, Gılgamış’tan başka kimsenin ölümsüzlüğe yeltenmediği, insanın yediği kadar avlandığı çağdışı bir çağ olsun söz gelimi. Madem yerimizde duramıyoruz bir sesli bir sessiz iki harf gibi yan yana, dokunaklı bir çığlığın hecesi olalım ikimiz. S. 25 Anlatılara düşkünlüğün, varoluşsal ıstırabındandır. Yaratılan misal alemiyle teselli bulmak için. S. 29

Bir Fotoğrafı Anlamak, John Berger

Resim
  Seçilip de kaydedilen anda genel olarak uygulanabilir bir hakikat payı varsa ve mevcut olanı gösterdiği kadar olmayanı da gösteriyorsa, o zaman o fotoğraf etkili olur. s. 38 Fotoğraf makinesi tarafından yakalanan imge çifte şiddet taşır ve her iki şiddet de aynı kontrastı güçlendirir: fotoğrafı çekilen an ile diğer bütün anlar arasındaki kontrast. s. 51 Fotoğraf makinesi icat edilmeden önce fotoğrafın yerini ne tutuyordu? Bu soruya gravür, resim ve yağlıboya diye yanıt verilmesini bekleriz. Daha aydınlatıcı bir yanıt belki şu olabilir: bellek. Fotoğrafların dışarıda, uzamda yaptıkları önceleri düşüncede yapılıyordu. s. 71 Artık doğruluğu genel kabul gören ve bir yaşamdan daha uzun süren hiçbir ‘değer’ yoktur çünkü ‘değer’ yaşamdan daha kısa ömürlüdür. s. 99 Man Ray şöyle diyordu: “Resmetmek istemediklerimin fotoğrafını çekiyorum, fotoğrafını çekemediklerimin resmini yapıyorum.” s. 101 Fotoğraflar geçmişe dönüktür ve böyle kabul edilir. Filmlerse geleceği de kapsar. Bir fotoğrafa baka

Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi, James Joyce

Resim
Güneşli bir günde nasıl ölünüyorsa böyle bir günde de pekâlâ ölebilirdi insan. S. 25 Düşüncesiz coşkunluk yolunu şaşırmış bir gemiye benzer. S. 46 Ruhunun tükenişini arzuyla beklediğini bildikten sonra dua etmek neye yarardı ki? S. 115 Çekilme sevgili çocuklarım, bir süre şu hayatımızın sıkıntılarından, şu bayağı dünyamızın sıkıntılarından, vicdanımızın durumunu incelemek, kutsal dinimizin gizleri üstüne derin derin düşünmek ve niçin burada bu dünyada bulunduğumuzu daha iyi anlamak için uzaklaşmak demektir. S. 120 Yeryüzündeki ateş, yaktığı nesneyi aynı zamanda yok eder, bu yüzden, yanışı ne kadar yeğinse o kadar az sürer; ama cehennem ateşi yaktığı şeyi yok etmeme özelliğini taşır, inanılmaz bir yeğinlikle, ama sonsuza kadar yanar. S. 132 Ayrıca, yeryüzündeki ateş ne kadar kızgın ve yaygın olursa olsun ancak bir yere kadar uzanır; ama cehennemdeki ateş gölü sınırsızdır, kıyısızdır, dipsizdir. Kayıtlarda şu da var ki şeytan, kendisi bile, bir askerin sorusuna karşılık, koca b