Yayınlar

Bu Bir Günlük Değildir, Zygmunt Bauman

Resim
Üstelik yalnızlığa tapsam da tek başınalıktan iğreniyorum. S. 11
Tüketici toplumundaki "eğitim pazarı" bu genel kurala bir istisna teşkil etmiyor. Birçok ülke son on yılda yüksek öğretim kurumlarının sayısında ve öğrencilerin miktarında benzersiz bir büyüme yaşadı. Bu gelişmenin sonucu üniversite eğitiminin ve diplomanın değersizleşmesiyle sonuçlanmaya mahkumdur. S. 99
Online yaşam, bir ilişkiye "girmeyi" çocuk oyuncağı yapıyor; bir ilişkiden çekilmeyi ise inanılmaz derecede basitleştirip giderek zayıflayan, solup sonunda tamamen ilgi eksikliğine teslim olan bir "ilişki"nin içeriğinin kaybolmasını göz ardı etmeyi haince kolaylaştırıyor. S. 133
Sizi bir mikroptan, hızlı, çok daha hızlı bir şekilde öldürecek şey, kederli bir ruhtur. S. 149
Bizimki gibi kapitalist bir toplumda, her şeyin ötesinde mevcut ayrıcalıkların korunması ve müdafaası için; daha sonra da geri kalanları yoksunluktan çıkarmak için eğitilmiş ve amaçları çok, ama kaynakları az olan mezunların …

Edebiyat Nedir, Jean-Paul Sartre

Resim
İnsanoğlu dünyanın yüreğindeki pişmanlık acısıdır şimdi. S. 27
Şiir, yitiren kazanır oyunudur. Ve gerçek ozan, kazanmak için ölünceye dek yitirmeyi seçer. S. 28
Sessizlik bile sözcüklere göre belirlenir. S. 33
Sanatsal yaratılışın belli başlı dürtülerinden biri, hiç kuşkusuz dünyaya oranla daha önemli olduğumuzu duyma gereksinimidir. S. 46
İnsan kendini, başkalarını beklediği gibi beklemez. S. 48
Okuma, özgür bir düştür. S. 56
Yazmak, özgürlük istemenin bir biçimidir. S. 70
Özgürlük, tıpkı deniz gibi hep yeniden başlar. S. 71
Şiddet, okuma yazma bilmez. S. 87

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, Joanne Greenberg

Resim
Bir keresinde kendine korkunç işkenceler yapan bir hastam olmuştu. Ona neden böyle şeyler yaptığını sorduğum zaman "Bunları bana dünya yapmasın diye." karşılığını vermişti. Sonra "dünyanın neler yapacağını görmek için biraz bekleseniz" demiştim. O da "Anlamıyor musunuz? Eninde sonunda oluyor bunlar, bu şekilde hiç olmazsa kendi yıkımımı kendim yönetiyorum." diye yanıt vermişti. S. 48
Benim düşmanım, ne nefret edebileceğim ne de bağışlayabileceğim bir insan. S. 52
Kadın ufak tefek, siyah saçlı ve üzgün görünümlü biriydi. Ama bir başkasının korkusunu görebilecek kadar kendi dışına bakabilmişti. S. 59
Dışarıda-dünyada- Ağustos ayı. Gökyüzü açık ve güneş de kavuruyor. Korkarım, bu soğuk ve sis senin içinde. S. 92
Bütün hasta insanların hastanelerde olduğunu mu sanıyorsun sen? S. 103
Gurur, sanki her gün yapılan bir şeymiş gibi, soylu bir biçimde üzüntüden ölme yetisi anlamındaydı. S .105
Anılar biçim olarak değişmeyebilir, ama yıllar boyu önemlerinin vurgulanması o…

Martin Eden, Jack London

Resim
Büyük şairlerin hiçbir dizesi harcanıp atılamaz. Bu, dünyayı güçsüzleştirir. S. 18
Gözlerini kapayıp aklına on bin kitabın görüntüsünü getirdi. Bütün güç kitaplardaydı. S. 53
Hayat, düşünceleri erkek arkadaştan öteye geçemeyen kızlardan çok daha fazla şey ifade ediyordu. S. 62
Ne söylediğinizi, biraz da nasıl söylediğiniz belirler. S. 74
Martin o an, Ruth tarafından şekillendirilmek için ölüp biten bir hamur; Ruth da onu ideal erkek formuna büründürmek için aynı hevesle yanıp tutuşan bir kadındı sanki. S. 108
O kızın sert bakan gözlerini gördünüz. Kendi başının çaresine bakmış bir kızın gözleri yumuşak olmaz. S. 121
Aşkın akılla bir alakası yoktu. Sevdiği kadının doğru veya hatalı yargılarda bulunması önemsizdi. Aşk bunlardan üstündü. S. 146
Buralara nereden geldiğimi biliyorum, gidecek daha çok yolumun olduğunu da biliyorum ve gerekirse dizlerimin üstünde sürünerek de olsa oraya gideceğim. S. 148
Halbuki bu dünya öyle kurulmuş ki, mutluluk için para şart. S. 205
Köle tiplerden oluşan hiçbir …

Hazlar ve Günler, Marcel Proust

Resim
“Hayat bizi amansızca sıkıştıran, hiç durmadan ruhumuzu acıtan zorlu bir iştir.” s.10
“Her insan deli taklidi yapan kılık değiştirmiş bir tanrıdır zaten.”Emerson s.13
“Bundan böyle sizi asla görmeyeceğim, asla... Ancak ruhum görebilecek sizi; bunun için de, aynı anda birbirimizi düşünmemiz gerekir. Ben canınız isterse girebilesiniz diye ruhumun daima size açık olması için hep sizi düşüneceğim.” s.28
“Henüz aşkı tanımıyordu. Kısa bir süre sonra aşk acısını tattı, ki bu da aşkla tanışmanın tek yoludur.” s.36
“Bu alçağa tutkum tamamen zihinsel olduğu, duyuların etkisinde kalmak gibi bir mazereti olmadığı için iyice tuhaftı. Platonik aşk ne kadar anlamsız.” s.38
“Oysa insan ruhunun derinliklerindeki eğilimler doğrultusunda sevdiği şeyleri yaparsa mutluluğu bulabilir ancak.” s.39
“-Sen ki hiç yaşamadın, bunu nereden biliyorsun?   -Ama düşündüm, bu da yaşamaya bedeldir.” s.39
“Aynı silahlara sahip olduklarını ve güçlerinin, daha doğrusu zaaflarının aşağı yukarı eşit olduğunu anladığınızda ateş ed…

At Çalmaya Gidiyoruz, Per Petterson

Resim
Artık zamanın benim için önemli olduğunu hissediyorum. Daha hızlı ya da yavaş geçsin diye değil, yalnızca zaman olsun diye; içinde yaşadığım, fiziksel olaylar ve etkinliklerle bölebildiğim bir şey olarak benim için belirginleşsin ve farkına varmadan geçip gitmesin diye. S. 13

..., çünkü her şey dünyaya bakmak için hangi yolu seçtiğinize bağlıydı; ... S. 26

... o kadar erken yaşamını yitirmenin nasıl bir şey olduğunu düşünüyordum. Yaşamını yitirmek, sanki elinde bir yumurta varmış, sonra yumurtayı bırakmışsın, yere düşüp kırılmış gibi; bu duygunun başka hiçbir şeye benzemediğini anladım. S. 54

... bu dünyada her şey en sonunda bir dengeye ulaşır, tanrıların gülümseyebilmesi için başlangıçta bozulan dengenin yeniden kurulması şarttır. S. 61

İnsanlar onlara bir şeyler anlatmanızdan hoşlanıyorlar, mütevazı ve güven veren bir ses tonuyla yeterince şey anlatırsanız sizi tanıdıklarını sanıyorlar, ama aslında tanımıyorlar, sizin hakkınızda bir şeyler öğreniyorlar sadece, çünkü öğrendikleri şe…

İlhan Berk, Mısırkalyoniğne

Resim
İmgeler anlamı, sözcükler imgeyi anlatır. Bir anlamı gün ışığına çıkarmak için imgelerden daha iyi bir yol olamaz; aynı şekilde bir imgeyi gün ışığına çıkarmak için sözcüklerden daha iyi bir yol olamaz. Sözcükler, imgelerin yöresinde toplanmalıdır, o zaman imgeleri kurabilmek için doğru sözcükler meydana çıkar. İmgeler anlamın yöresinde toplanmalıdır, o zaman anlamın kurulması için doğru imgeler meydana çıkar. Anlam imgelerle aydınlanır, aynı şekilde imgeler de sözcüklerle. Şuraya varıyoruz: imgeleri aydınlığa çıkarmak için konuşan imgelere uzanır, bunun sonucu olarak ta sözcükleri unutur. Bir tavşan izini izliyene benzer bu; tavşanı yakalayınca, izi unutur. Ya da ağla balık avlıyan birine: balığı yakalayınca ağı unutur.
(...)
Anlamın anlaşılması, imgelerin kıyılması koşuluna bağlı, imgelerin anlaşılması da sözcüklerin kıyılması koşuluna! 
S. 9

Sizi gördüm denizin evinde. Akşamüstleri gibi güzeldiniz.
S. 13

Sen geçiyordun, korkuncu, cinneti denemek istiyordum. Yanında arka pencereler …

Geçmişe Yolculuk, Stefan Zweig

Resim
“Geldin işte!” Kollarını uzatıp, neredeyse iki yana açarak kadına doğru yürüdü. “Geldin işte,” dedi bir kez daha tekrarladı; sevdiği insanı şefkat dolu bakışlarla sarıp sarmalarken, ses tonu sürpriz ve mutluluk arasında dalgalanarak gitgide tizleşiyordu. “Gelmeyeceksin diye korkmuştum!” S. 1

Ama aşk, bir cenin gibi bedenin karanlıklarında acıla dönüp durmaktan kurtulduğu, nefes ve dudak aracılığıyla kendini zikir ve itiraf edebildiği zaman gerçek aşktı. S. 11

Acz içinde geçen yıllar, dedi içinden, duygularımıza karşı acz içinde geçen yıllar: Dokuz yıl oldu ve sesinin tek bir tonu değişmemiş, bedenimin tek bir siniri bile onu farklı algılamıyor. Hiçbir şey yitmemiş, hiçbir şey geçmemiş, varlığı eskiden olduğu gibi sevgi dolu bir mutluluk yaratıyor. S. 22

Sadece anılarla yaşamak insanın doğasına aykırıydı; nasıl bitkiler ve bütün canlılar renklerinin solmaması ve çanak yapraklarının kuruyup dökülmemesi için toprağın besleyici gücüne ve gökyüzünden süzülüp gelen canlı ışığa ihtiyaç duyuy…

Metinler, Nilgün Marmara

Resim
Ey tiksinç Aydınlık! Kusuluyor senin için, bil! S. 13

“Dur” diyor, “hangi karşılık sana kucak açar, belli sayı için, sıfırdan kaynaklanan?” S. 21

Azınlık sorusu şudur; Kuraklık ana!
Ben kimim’in arayışı kaç adım gider öz-tanıma? Engin bir su izinde yanıta vardığında, ne kadar bilebiliriz Kimiz’i? S. 23

Biz güven çağına gelmiş olmalıydık, artık! S. 25

Yinelenen bırakılmalarda ararken sesin tınısını el, bir sınırı hatırlıyor, sonsuz! S. 27

Bakışın olanağı kadar izledim sizi, yer karardığında uzanmıştım solgun ışıklar kayrasına. Mutluydum; bu bir cüret! ... Biz buyduk, şimdinin karışmış, evrende birbirine yansıyan bağı sürdüren nesneler dizisi gibi... Evet yıldızlar yalnız ve tek tek beliriyor haritalarında, ... Borçluyuz daha çok yaşamaya! S. 29

Sevinç sözcüğünün neyi, nasıl imlediği bilinemiyor hâlâ! Değerler şenliği uzaklarda sanılıyor, ötede olanda. Tüm anlar köpeksi bir zamana, düşkün bir kımıltısızlığa, aynılığa dönüşüyor, geride kalmanın tiksinç yalnızlığına! S. 31

Biz görmüştük,…

Kitapların İlk Cümleleri -VI

Resim
“Jem, kolu tam dirseğinden fena halde kırıldığında aşağı yukarı on üç yaşındaydı. Kolu iyileşip de bir daha asla futbol oynayamama korkusundan kurtulduğunda ağabeyim, bu sakatlığını neredeyse hiç hatırlamaz olmuştu.” Bülbülü Öldürmek, Harper Lee


“Salzkammergut şehri, 1937 yazının sonlarına doğru bir pazar sabahı güne alışılmadık, şiddetli bir fırtınayla uyandı. Bu fırtına, Franz Huchel’in o güne dek kendi hâlinde akıp giden huzurlu hayatında yaşanacak aynı şekilde ani, sonuçları bakımından ciddi, köklü bir değişimin habercisi gibiydi.”  Tütüncü Çırağı, Robert Seethaler



“Çok Sevgili Baba, Geçenlerde senden neden korktuğumu öne sürdüğümü sormuştun. Fakat her seferinde olduğu gibi, kısmen senden korktuğum için, kısmen de bu korkunun temellerini açıklamak, konuşurken hafızamda bile tutamayacağım kadar fazla detaya girmek anlamına geldiğinden yine sorunu cevapsız bırakmıştım. Şu an yazarak cevap veriyor olsam da yine epey noksan kalacak, çünkü yazarken bile bu korkunun ve sonuçlarının sen…

Günler Aylar Yıllar, Yan Lianke

Resim
Büyük kuraklığın olduğu o yıl, zaman kavrula kavrula küle döndü; gün, yakalamaya çalıştığınızda kor gibi elinize yapışıyordu. Şişe geçirilmiş gibi duran güneş, günler boyunca başınızın üzerinde öyle asılı dururdu. İhtiyar adam sabahtan akşama kadar kendi saçından gelen yanık kokusunu alırdı. S. 7

Sonra, kapının ağzına uzanmış olan kör köpeğin başını okşadı. Hadi gidelim, dedi ihtiyar, ayın battığına inanmazsan yıldızların parladığını da görmezsin, şansımızı başka bir yerde arayalım. S. 29

Kör, diye seslendi ihtiyar, baksana, ay çıkmış, uyu hadi, uyursan açlık hissetmezsin, rüyanı yiyecek gibi görebilirsin. S. 45

Kör, dedi ona, ikimizden biri diğerinden önce ölecek, hayatta kalan öleni buraya gömmeli. Bunları söyledikten sonra köpeğin sırtını okşayıp gözyaşlarını sildi ihtiyar, sonra cebinden bozuk bir para çıkarıp parayı tura yüzü üste gelecek şekilde yere bıraktı, köpeğin sağ patisini alıp paranın üstüne koyduktan sonra, yaşam ve ölümü kader belirler, dedi, şimdi yazı tura atacağım,…

Kızıl, Stefan Zweig

Resim
Pencerenin önüne geldi, yağmurun aralıksız yağdığını gördü. (...), sanki dışarıda bütün dünya derdini milyonlarca gözyaşıyla döküyordu. S. 4

“Günlerce hiçbir şey yaşamıyorum, tanıdık bir yüz görmüyorum; binlerce insanın arasında yapayalnız olmanın ne anlama geldiğini bilemezsin.” S. 44

“Kimse beni benden daha fazla hor göremez.” S. 46

Bir anda yüreğine oturdu, aylardır hemen yanında, aralarındaki duvarın ardında hiç görmediği insanlar yaşıyor, yanı başında ağır yazgılar vuku buluyor ve onun bunlardan haberi olmuyordu. Ölüm bitişikte bir kız çocuğunu pençesine almaya çalışırken, o hayvan gibi uyumuştu ve bu durumda nasıl olur da başkalarından güven bekleyebilirdi? S. 50

“Neredeyse bütün çocuk hastalıklarında bu böyle: Çocuklar bu hastalıkları yeniyor, yetişkinler ise ona yeniliyor.” S. 54

Sonra kırmızı ve siyah mürekkeplerle çeşitli kalemler çıkardı, birinci sayfaya kıvrımlı yazılarla ve arabesk süslemelerle Dante’nin sözlerini yazmaya başladı: “Incipit vita muova.” - “Yeni bir yaşam …

Yeşilin Kızı Anne, L. M. Montgomery

Resim
Yabancıların arasına karışmaktan ve konuşmak zorunda kalacağı yerlere gitmekten nefret ederdi. S. 9

“... Ağaçlar, insana arkadaşlık edemez. ... İrlandalıların dediği gibi, beden her şeye alışır, asılmaya bile.” S. 10

“İnsanın dünya üzerinde yaptığı her şeyde risk var.” S. 14

“Sizin çocuğunuz olup yanınızda yaşamak bana harika geliyor. Şimdiye kadar kimsenin çocuğu olmamıştım.” S. 19


“... Hayal kuracaksan zamanına değecek şeyler üretmelisin çünkü.” S. 20
“Tekerlerin tahtada çıkardığı sesi seviyorum. Dünya üzerinde sevecek bu kadar şeyin olması harika, değil mi?” S. 28

“Düş kurmanın en kötü yanı, durmak zorunda olduğunuz zamanın gelmesi. O zaman acı veriyor.” S. 41

Matthew konuşmadı. Marilla, kelimeleriyle nefesini boşa sarf ediyormuş gibi hissetti. Cevap vermeyen erkekten daha sinir bozucu bir şey olamazdı. Tabii bu sessiz kişi, bir kadın değilse... S. 45

Anne iç geçirdi.
“İşte bir umudum daha söndü. ‘Tüm hayatım, gömülmüş umutlarla dolu mezarlık.’ Bu cümle, önceden okuduğum bir kitapta geçi…

Kitapların İlk Cümleleri -V

Resim
"Neal ile Neal ile babamın ölümünün üzerinden fazla zaman geçmeden tanıştım... Aslında babamın ölümü ve her şeyin öldüğü yolundaki o berbat his ile doğrudan ilgili olması haricinde bahsetme zahmetine girmeyeceğim ağır bir hastalığı yeni atlatmıştım."
Yolda, Jack Kerouac




"Altı yaşındaydı ve altı yaşında ölecekti."
Az, Hakan Günday




"Molly Lane'in iki eski sevgilisi, krematoryumun önünde, şubat soğuğuna arkalarını dönmüş, bekliyorlardı. Söylenecek her şey daha önce söylenmişti ama yinelediler."
Amsterdam'da Düello, Ian McEwan




"1998 ilkbaharında Bluma Lennon, Soho'daki bir kitapçıdan Emily Dickinson'ın Şiirler'inin eski bir baskısını aldı ve ilk köşe başında, tam da ikinci şiiri okumaya başladığında bir arabanın altında kaldı. Kitaplar insanların kaderlerini değiştirir."
Kâğıt Ev, Carlos Maria Dominguez




"Tanrı adıyla da bilinen efendi, göze görülür her şeyleriyle kusursuz oldukları belli âdem ile havva'nın ağzından ne t…

Açlık, Knut Hamsun

Resim
Bahtımın hep kapalı oluşuna sebep neydi acaba? Yaşamak, başkaları kadar benim de hakkım değil miydi? S. 48
Uyuyamayacak olduktan sonra gözlerini kapalı tutmanın ne faydası var? S. 64 
Açsak neler duymayız ki! S. 66

Ben hayvanları kafeste görmekten hiç hoşlanmam. Kendilerine bakıldığını bilir bu hayvanlar; onlara bakan yüzlerce gözü hisseder bu hayvanlar; dokunur bu onlara. Ben gözetlendiklerini bilmeyen hayvanlar isterim. Kendi inlerinde gezinen, uykulu yeşil gözlerle uzanıp pençelerini yalayan, düşünen ürkek hayvanlar. S. 93
... başkalarından daha namuslu yaşamaya mecbur muydum sanki; sözleşmem mi vardı benim. S. 94

O gitti, ben kaldım; ardından baktım, sessizce ağladım. S. 116


Üfff çekingen insanlar ne zor! Onların yanında her şeyi bizim yapmamız, bizim söylememiz gerek. S. 119
İnsan fazla kibrinden dolayı ölebilirdi. S. 194
İnsan deli olmasa bile biraz duyarlı bir kalbe sahip olabilir, pekala. Öyleleri vardır ki ufak tefek şeyler onları yaşatır da sert bir söz onları öldürür. Ben böyleyim …

Heyecanlar Üzerine Bir Kuram Taslağı, Jean-Paul Sartre

Resim
Araştırmaları her şeyden önce olgulardan başlamalıdır. Bir olgunun ne olduğunu araştırırsak görürüz ki, olgu bir araştırma sırasında karşılaşmak zorunda kaldığımız şeyle tanımlanır ve önceki olgulara göre bir yenilik ve beklenmedik bir zenginlik olarak kendini gösterir. S. 8

Pierce varsayımı şöyle tanımlıyordu: “olayları önceden görmeye izin veren deney sonuçlarının toplamı.” Öyleyse insan kavramı, eldeki olguların birleştirilebilir bir toplamı olabilir ancak. S. 9

Oysa insan da dünya gibi kendine özgü bir varlık alanıdır. S. 11

Apaçık varolduğuna göre, heyecanın mümkün olup olmadığını araştırmak neye yarar? S. 11

... zira her bilinç, varolma bilinci olduğu ölçüde vardır. S. 14

Ne olursa olsun fenomenoloji fenomenlerin incelenmesidir -olguların değil. Ve fenomen deyince, gerçekliği tamamen görünüş olup “kendini ifşa eden şey”i anlamak gerekir. S. 16

Heyecan insan gerçekliğine dışarıdan eklenmiş değildir. Bilakis heyecanını yüklenen insandır, dolayısıyla heyecan insan varoluşunun orga…

Naif. Süper, Erlend Loe

Resim
Her gün duvara toslayan binlerce insan vardır muhtemelen, dedi, birçoğu belki bunu benim kadar ağır yaşar ama sonra işler yoluna girer. S. 13

Bana göre yaşlanmak, ne zamandır bir tür huzursuzlukla alakalıydı. Mekânı pek kafaya taktığım yok ama zamanla ilgili sorunlarım olduğu kesin. S. 14
Hiçbir planım yok. Pek çok şeyin anlamsız olduğu duygusu hâlâ baskın. İnsanı heveslendirmiyor bu duygu. Tempoyu sonuna kadar düşürdüm. Sıfıra. En baştan başlamam gerektiğini düşünüyorum. İnsan nasıl en baştan başlar? S. 16
Lisedeki ilk senemden sonra matematik ve fizik almayı bırakmıştım. O zamanlar varlığımı dayandırabileceğim başka şeyler bulacağımı varsaymıştım. Bugün artık o kadar da emin değilim bundan. Belki de hata yapmışımdır. S. 29
Sonsuzluk hakkında bilmeniz gereken en önemli şey, onun yalnızca büyük bir sayı olmadığıdır, diyor. S. 81
Evrenin bir sonu varsa, insanoğlunun varlığının anlamsız olduğu duygusuna kapılmamak elde değil. Niye herhangi bir şey yapmaya kalkışayım ki? S. 90
İnsan sey…

Kitapların İlk Cümleleri -IV

Resim
"Bu cümle, yazmayı öğrendiğimin kanıtıdır."
Azil, Hakan Günday


"Uzun zaman, geceleri erkenden yattım. Bazen, daha mumu söndürür söndürmez, gözlerim o kadar çabuk kapanıverdi ki, 'uykuya dalıyorum' diye düşünmeye zaman bulamazdım." Swann'ların Tarafı (Kayıp Zamanın İzinde ilk cilt), Marsel Proust


"İşte böyle başladı. Ben, hiç sesimi çıkarmamıştım. Hiç."
Gecenin Sonuna Yolculuk, Louis-Ferdinand Céline



"Güzün ortasında, bitek çiftlik arazilerinden, sokaklarında sararıp kızaran ağaçların canlı renklerinin yansıdığı eski ve yabansı kasabalardan geçip gidiyorlardı arabalarıyla."
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, Joanne Greenberg



"Şimdiye kadar tesadüf ettiğim insanlardan bir tanesi benim üzerimde belki en büyük tesiri yapmıştır. Aradan aylar geçtiği halde bir türlü bu tesirden kurtulamadım."
Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali

Sanat Neye Benzer, Miguel Tamen

Resim
Neyi yabancı addettiğiniz, neyi bildik addettiğinize göre kestirilebilir ancak. S. 16

Görmediğiniz şeyi görmezsiniz. Görmediğinize yabancı dersiniz. S. 16

Fakat göremedikleri her şeye yabancı derlerse, sadece kendi görme güçlerini zan altına sokuyorlar demektir. S. 17

Bir espriyi anlamazsanız ona harika demezsiniz. S. 17

Geçmişin anlamı kendini aşina olunmayan dillerde ortaya koymuş olsaydı, dünya da farklı olurdu, diye düşünebilirsiniz. İşte mesele de bu. Geçmiş size sizin kendi dilinizde konuşur çünkü geçmişin dili yoktur. Geçmiş tıpkı sanat gibidir. S. 21

Ne kadar yakın, yakın olur? S. 23

Eğer bu anlamda bir şeyi ya da kimseyi umursamayı bırakırsanız, o zaman insanlardan, şeylerden veya faaliyetlerden kaçış olduğuna inanabilirsiniz. Elbette umursamayı bırakmak dediğiniz şey aslında, sahip olduğunuz birtakım inançların, yürüttüğünüz birtakım faaliyetleri gerektiriyormuş gibi göründüğü bir hayattan çıktığınız izlenimi verebilen bir inanç değişikliğidir. S. 28

Ayrıca tıpkı sıradan in…

Ateş Yakmak, Jack London

Resim
... insan her konuda kendinden fazla emin olmamalıydı. S. 9

Beceriksizce ama büyük bir özenle besliyordu ateşi. Çünkü ateş, hayat demekti, sönmemeliydi. S. 16

Sonra hayatında tattığı en rahat, en huzur verici uykuya dalıp gitti. S. 21

Kibritler elini yaksa ne olurdu ki? Yanmış eller, ölü ellerden daha iyiydi. Hatta elsiz kalmak bile ölmekten iyiydi. S. 30

Ve “Asla tek başına yola çıkma!” artık onun için de kuzeyin ana kuralıydı. S. 31

“Hepsinden geriye bu söz kalacak:
Yaşadılar ve attılar zarlarını.
Oyundan çok şey kazanılacak,
Ama yitireceğiz zarların en hasını.”
S. 33

Ardından varoluşun şimdiye kadarki en korkunç trajedisi başladı: emekleyen hasta bir adamla topallayan hasta bir kurt, ıssızlığın ortasında ölmekte olan gövdelerini sürüklüyor ve birbirlerinin canını istiyorlardı. S. 53

Kitapların İlk Cümleleri -III

Resim
"- Eee, ne olacak şimdi ha? "Ben vardım, yani Alex, yanımda da üç kankam, yani Pete, Georgie ve Dim, ki Dim cidden epey budalaydı ve Korova Sütbarı'nda oturmuş akşam ne yapacağımıza karar veriyorduk, arsız karanlık, buz gibi kış piçlik yapıyordu, ama yağmur yoktu." Otomatik Portakal, Anthony Burgess



"Ishmael deyin bana. Birkaç yıl önce -kaç yıl önce olduğu önemli değil paramın azaldığı ya da hiç kalmadığı bir sırada-, karada da beni ayrıca bağlayan bir şey olmadığı için, bir engine açılayım, bu dünyanın denizlerini şöyle bir göreyim dedim. Ben böyleyimdir; böyle bulurum sıkıntıdan kurtulmanın, uyuşan kanıma hız vermenin yolunu." Moby Dick, Herman Melville



"Yakmak bir zevkti. Bazı şeylerin yitmesini, kararmasını ve değişmesini görmek özel bir zevk veriyordu. Avuçlarında, dev piton yılanını andıran bakır çinko alaşımı hortumla dünyaya zehirli gazyağı püskürtürken, kanının beyninde zonkladığını hissediyordu... Elleri, tarihin paçavralarını ve kömürleşmiş kalı…

Bildiğimiz Dünyanın Sonu, Erlend Loe

Resim
Doppler'in devamı...

İnsanlar bir şey isterler, sonra tam tersini isterler, ardından birazcık daha farklı bir şey isterler ve aslında ifade ettiklerinden başka bir şey istediklerini anlamadığında da sinirlenirler. S. 14

Gençlik. Ne kadar güzel bir masumiyet. S. 27

... - bu aslında on dördüncü yüzyılda Ockhamlı William’ın ileri sürdüğü bir ilkedir: Bir olgu ya da olayın birkaç makul açıklaması varsa, en basit açıklama doğruya en yatkın olandır. S. 52

... her şeyin anında söylenmesi gerekiyor, söylenmezse kemikleşiyor, başka şeylerin altında kalıp görünmez oluyor. S. 64

Doppler artık interneti kaldıramadığını fark etti. İnternetteki bilgi miktarı devasaydı. Dünyayı çok geniş bir elektronik ağla birbirine bağlamanın hastalıklı bir fikir olduğunu düşündü. S. 66
Ama bu dünyada pek çok şey tuhaf zaten. S. 77
Pek çok kere, hiç konuşmamak en iyisi, diye düşündü. “Konuşmak, önemi fazlaca abartılmış bir meziyet. İstemiyorsan konuşmazsın.” S. 79

Ama kitaplar raflarda öylece, sadık biçimde gece gündü…