Kayıtlar

Yürümenin Felsefesi, Frédéric Gros

Resim
Yürümek spor değildir.  Spor teknik, kurallar, puanlama ve rekabet meselesidir, durmadan öğrenmeyi ve çalışmayı gerektirir; duruşları tanımak, doğru hareketleri bir araya getirmektir. Doğaçlama ve yetenek çok sonra gelir. s. 9 Biri olmak, herkesin kendinden bahsettiği yüksek sosyete toplantılarında ya da terapist seanslarında iyidir. Oysa biri olmak, boynumuza göre ağır ve aptalca bir kurgu zincirleyen (bizi benlik tasvirimize sadık kalmaya zorlayan) toplumsal bir zorunluluk değil midir? s. 14 Bir kere keşfettin mi, kolayca bulursun artık beni; bundan sonraki zorluk beni kaybetmek olacaktır. s. 26 Daha incelikli düşünmek serbestlik ister. O zaman ayrıntıların, tanımlamaların, kesinliklerin önemi kalmaz. Önemli olan, insanların alın yazısını gözler önüne serilmesidir. s. 28 Bilakis zamanı hızlandıran acelecilik ve sürattir. Böylece zaman daha çabuk geçer ve iki saatlik bir telaş, günü kısaltır. Bölümlere ayrılmış her dakika lime lime olur, çatlayana kadar dolar. Bir saatin içine yığınla

Canım Aliye, Ruhum Filiz, Sabahattin Ali

Resim
Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek.  s. 6 Şunu esas olarak kabul etmeliyiz ki insanların hemen ekserisi yalnız kendilerini düşünürler. s. 11 Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku... s. 17 Ben son zamanlarda her şeyden ümidimi kesmiş, kendimi gülen, oynayan hayattan ayırarak birkaç türlü kitabın arasına atmış bulunuyordum. Sen bu karanlık ömrümün içine bir sevinç ışığı gibi, kurumaya yüz tutan ekinlere can veren bir nisan yağmuru gibi birdenbire geldin. Ben bu kadar bol hayat ve saadet yağmuru altında kendimi unutmuş gibiyim. Şimdi ömrümün bir tek gayesi var: bir gün evvel sana kavuşmak, seni kollarımın arasına almak, güzel, temiz yüzüne saatlerce,  senelerce hiç doymadan bakmak. Ancak o zaman tam neşeli, senin istediğin gibi neşeli olabileceğim. Senden ayrı, senden uzak bulunurken benden nasıl neşeli şeyler istiyorsun? s. 25 İnsan alıştığı, güzel bulduğu, kendine yakın bulduğu yerlerden ayrılırken sanki vücudunun

Uzun Hikâye, Mustafa Kutlu

Resim
Hayat dediğin nedir ki? Anlaşılmaz bir sır. Kurduğumuz düzen hep böyle sürüp gidecek sanırız. Birden ip kopar, ışık söner, her şey darmadağın olur. s. 12 Dünyada ne adamlar var, yüzü insan, içi odun. Neyse. s. 19 Hayat kitapla güzel. s. 64 ... solunan hava, yüzülen su, oturup-kalktığın insan, yürüdüğün yol seni değiştirir. s. 88 Bazen pencereyi açıp "yeter artık, yeter!" diye bağırasım geliyor. s. 107 Bizim sevdamız artık ahirete kalmıştır, böyle bilsin. s. 108 -Nereye gideceksin? -Bilmiyorum. -İyi...Bilmemek en iyisi. s. 109

Yaşıyoruz Sessizce, Şükrü Erbaş

Resim
İnsan acısından utanır mı? Döktüğüm yaşlarla zehirleniyorum. s. 17 İki kişilik bir yalnızlığım fotoğraflarının önünde Birisi alıp götürdüğün, öteki bırakıp gittiğin. s. 18 Yüzün bir gelecek atlası. s. 25 Gidelim diyorum, gidelim diyorsun, sermayemiz hayal. s. 31 Toprak dilsiz Su yalnız Ateş bir gözyaşı külü Göklerin ardına çekildi rüzgar. İnsan dersen Ha var, ha yok.  s. 32 Ne zaman öğreneceksiniz bilmiyorum ki Evlerin yalnız eşyalardan yapılmadığını. s. 37 Ne zaman alnımı camlara dayasam Kanatlarını canıma batıra batıra Sana uçuyor bütün kuşlar. s. 43 Nereye gidiyorsun bırakıp beni Güzelliğin Tanrısı, nereye... s. 44 Bir gün ağzından uzak gülerse ağzım Tanrı gökyüzüyle boğsun beni. s. 46 Tuhaf bir adam oldum Kendimle konuşuyorum evin içinde Biraz da şu koltuğa oturayım, diyorum. s. 62 Bu kadarmış bizi büyüten acı Bu kadarmış içimizde yanan ışık Bu kadarmış yeryüzüne düşen gölgemiz. s. 81

Huzursuzluğun Kitabı, Fernando Pessoa

Resim
Hissetmek- ne renktir acaba? s. 19 Hayata ayak uydurmamızın tek  yolu, kendi kendimizle uyumsuz  olmak. s. 39 Ne zevk, ne ün, ne iktidar: özgürlük, yalnız özgürlük. s. 62 Pencerenin kenarına oturmuş, dışarıda var olan evrensel hayat denen hiçliği seyrediyorum. s. 82 Dünyada yalnızım... İnsanlar bana değmeden geçiyor yanımdan. Etrafımda havadan başka şey yok. Kendimi o kadar tecrit edilmiş hissediyorum ki, üzerimdeki giysiyle aramdaki boşluğu bile algılıyorum... s. 120 Bütün sevdiklerim beni karanlıkta unuttu. s. 269 Anlamak için, kendimi yok ettim. Anlamak, sevmeyi unutmaktır. s. 300 Çocukluğumun yitip gitmesi değil ağladığım; çocukluğum da dahil her şeyin yitip gitmesi. s. 341 Ey Farklı-Kadın, hiç düşündün mü senin bana, benim sana nasıl da görünmez olduğumuzu? Hiç düşündün mü ne kadar cahiliyiz birbirimizin? s. 458 Bir insanın aklının biraz kıt olduğunu, en iyi, başkalarına zarar vermeden espri yapamamasından anlarsınız. s. 486

Romeo ve Juliet, William Shakespeare

Resim
BENVOLIO: Beni dinle ve onu düşünme, unut! ROMEO: Öğret bana, nasıl unutulur düşünmek?  s. 13 Arama boşuna, bulunmak istemeyeni. s. 37 Adın ne değeri var? Şu gülün adı değişse bile kokmaz mı aynı güzellikte? s. 39 JULİET: Binlerce kez iyi geceler sana! ROMEO: Binlerce kez beter olsun gece, senin ışığın yoksa. s. 44 Yara ile alay eder yaralanmayan kimse. s. 58 Öç duygusu götürülür mü ölümden de öteye? s. 123 Hissetmediğin bir şeyi anlayamazsın. s. 147 Öyleyse dudaklarından öperim, Orada bir parça zehir kalmıştır belki; Bir zamanlar hayat veren o dudakların Bu kez son versin hayatıma. s. 154

Amok Koşucusu, Stefan Zweig

Resim
İnsanın kendisiyle baş başa kalmasına ise imkân yoktu. s. 7 Sizden benimle konuşmanızı rica ediyorum, çünkü kendi suskunluğumda boğulmak üzereyim. s. 11 Herkes en azından bir parça delirir. s. 13 İnsan bilir ki bıraktığı yerde onu çoktan unutmuşlardır. s. 19 Güvenin şartı samimiyettir, kayıtsız şartsız samimiyet. s. 21 Ama gençken sıtmanın ve ölümün sadece başkalarının başına geleceğini düşünürsünüz. s. 23 Güvenmek için dürüstlük gerekir, kayıtsız şartsız dürüstlük. s. 25 Ben bu iğrenç yalnızlık içerisinde, insanın ruhunu yiyip bitiren, iliğini kemiğini emen bu ülkede utanmayı unuttum. s. 27 Söz konusu başkalarının derdi olunca nasıl da hep daha zeki ve daha nesnel oluruz. s. 30 İnsan her şeyi kaybedince elinde kalan son şey için çaresizce mücadele eder. s. 54 Her şeyinizi kaybettiğinizde elinizde kalan son şey için umutsuzca savaşırsınız. s. 66 Yardım etmek için de bu duyguya ihtiyacınız vardı, karşınızdakinin size ihtiyacı olduğu duygusuna. s. 87

Mandarinler, Simone de Beauvoir

Resim
Hep aynı yüzler, aynı mekan, aynı konuşmalar, aynı sorunlar. Her şey değiştiği oranda birbirine benziyordu. Sonunda da insan, diri diri gömülmüş hissine kapılıyordu. Dostluk, önemli tarihsel olayların heyecanı... Tüm bunlara gereken değeri vermişti. Ama şimdi, başka şeylere gereksinim duyuyordu. Öylesine şiddetli bir gereksinimdi ki, bunu anlatmayı denemek bile anlamsızdı. s. 17 Tanrıyı hiçbir zaman aramadım; benden dünyevi yaşamımı çalıyordu. s. 36 Mutluluğu tatmanın yaşı yoktur! s. 39 ... yaşama, ölüme, dünyaya ve dünyanın tüm korkunçluklarına uyum sağladım. Bu, benim işte! Ben, yani hiç kimse! s. 43 Bazı şeyleri zamanında feda edersek, ileride bize acı vermelerini engellemiş oluruz. s. 53 Ben kitaplara çok değer veriyorum, belki de biraz fazla. Geçmişte kalan günlerimde onları gerçek dünyaya yeğlerdim. s. 73 Bazı insanlar vardır, onları gördüğünüz zaman kendilerine nasıl tahammül ettiklerini düşünürsünüz. s. 109 Zaten genç kızlara hiç katlanamam. Ama genç kız gibi görünen bir kadın

İkircikli Biricik, İlhami Algör

Resim
“Çamaşırları kurutan rüzgardır, güneş değil.” “Belirsizlik, vaadkâr bir aralıktır. Bazı insanlar o aralıkta yaşamayı sever. Böylece kendilerini oyalar, oluşlarını ertelerler. Kendini kandırmak da insani bir haldir.” s.21 “İnsanın kendisi olduğunu sandığı kişi, bir ölçüde kurgu olabilir. Şartların dayattığı tercihlerin kurgusu.” s.21 “Yeni bir hayat kurmak... Nasıl oluyordu? Önce fikir mi geliyordu? Yoksa bir tesadüf sizi fikrin önüne mi getiriyordu? Yeni bir hayat için mutlaka, kuvvetli bir rüzgar mı gerekiyordu? Önceki hayatınız artık eski mi oluyordu? Eski olanın hükmü kalmıyor muydu? O vakte kadar boşuna mı yaşamış oluyordunuz?” s.30 “Bir hayal çağırdım. Mümkün ise deniz gören bir hayal.” s.59 “İnsan ruhu bazı durumlarda incinir. İncinen yerde dert oluşur. Dert, kendi zekası olan bir virüstür. Yerleştiği yerden sürekli bir şeyler fısıldar. Bazen fısıltı yoğunlaşır. Yoğunlaştıkça ruhu yakar. Ruhun sahibi, biraz derdinin karakterine biraz da kendi huyuna suyuna göre bir çare bulur.” s

Hayvan Çiftliği, George Orwell

Resim
“Tanrı bana sinekleri kovayım diye bir kuyruk vermiş; ama keşke sinekler de olmasaydı, kuyruğum da.” s.20 “İnsanı ortadan kaldırın, açlığın ve köle gibi çalışmanın temelindeki neden de sonsuza dek silinecektir yeryüzünden.” s.24 “Yoldaşlar, kuşun kanadı iş görmek için değil, devinmek için kullanılan bir organdır. Dolayısıyla kanat, ayak olarak kabul edilmelidir. İnsanoğlunun farklılığı, bütün şeytanlıkları yaptığı alet olan el’dedir.” s.50 “Bu dünyada açlık ve yokluk içinde yaşıyorlardı; başka bir yerlerde daha iyi bir dünyanın bulunmasından daha doğru, daha anlaşılır ne olabilirdi?” s.128 “Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.” s.141