Yayınlar

Yeşilin Kızı Anne, L. M. Montgomery

Resim
Yabancıların arasına karışmaktan ve konuşmak zorunda kalacağı yerlere gitmekten nefret ederdi. S. 9

“... Ağaçlar, insana arkadaşlık edemez. ... İrlandalıların dediği gibi, beden her şeye alışır, asılmaya bile.” S. 10

“İnsanın dünya üzerinde yaptığı her şeyde risk var.” S. 14

“Sizin çocuğunuz olup yanınızda yaşamak bana harika geliyor. Şimdiye kadar kimsenin çocuğu olmamıştım.” S. 19


“... Hayal kuracaksan zamanına değecek şeyler üretmelisin çünkü.” S. 20
“Tekerlerin tahtada çıkardığı sesi seviyorum. Dünya üzerinde sevecek bu kadar şeyin olması harika, değil mi?” S. 28

“Düş kurmanın en kötü yanı, durmak zorunda olduğunuz zamanın gelmesi. O zaman acı veriyor.” S. 41

Matthew konuşmadı. Marilla, kelimeleriyle nefesini boşa sarf ediyormuş gibi hissetti. Cevap vermeyen erkekten daha sinir bozucu bir şey olamazdı. Tabii bu sessiz kişi, bir kadın değilse... S. 45

Anne iç geçirdi.
“İşte bir umudum daha söndü. ‘Tüm hayatım, gömülmüş umutlarla dolu mezarlık.’ Bu cümle, önceden okuduğum bir kitapta geçi…

Kitapların İlk Cümleleri -V

Resim
"Neal ile Neal ile babamın ölümünün üzerinden fazla zaman geçmeden tanıştım... Aslında babamın ölümü ve her şeyin öldüğü yolundaki o berbat his ile doğrudan ilgili olması haricinde bahsetme zahmetine girmeyeceğim ağır bir hastalığı yeni atlatmıştım."
Yolda, Jack Kerouac




"Altı yaşındaydı ve altı yaşında ölecekti."
Az, Hakan Günday




"Molly Lane'in iki eski sevgilisi, krematoryumun önünde, şubat soğuğuna arkalarını dönmüş, bekliyorlardı. Söylenecek her şey daha önce söylenmişti ama yinelediler."
Amsterdam'da Düello, Ian McEwan




"1998 ilkbaharında Bluma Lennon, Soho'daki bir kitapçıdan Emily Dickinson'ın Şiirler'inin eski bir baskısını aldı ve ilk köşe başında, tam da ikinci şiiri okumaya başladığında bir arabanın altında kaldı. Kitaplar insanların kaderlerini değiştirir."
Kâğıt Ev, Carlos Maria Dominguez




"Tanrı adıyla da bilinen efendi, göze görülür her şeyleriyle kusursuz oldukları belli âdem ile havva'nın ağzından ne t…

Açlık, Knut Hamsun

Resim
Bahtımın hep kapalı oluşuna sebep neydi acaba? Yaşamak, başkaları kadar benim de hakkım değil miydi? S. 48
Uyuyamayacak olduktan sonra gözlerini kapalı tutmanın ne faydası var? S. 64 
Açsak neler duymayız ki! S. 66

Ben hayvanları kafeste görmekten hiç hoşlanmam. Kendilerine bakıldığını bilir bu hayvanlar; onlara bakan yüzlerce gözü hisseder bu hayvanlar; dokunur bu onlara. Ben gözetlendiklerini bilmeyen hayvanlar isterim. Kendi inlerinde gezinen, uykulu yeşil gözlerle uzanıp pençelerini yalayan, düşünen ürkek hayvanlar. S. 93
... başkalarından daha namuslu yaşamaya mecbur muydum sanki; sözleşmem mi vardı benim. S. 94

O gitti, ben kaldım; ardından baktım, sessizce ağladım. S. 116


Üfff çekingen insanlar ne zor! Onların yanında her şeyi bizim yapmamız, bizim söylememiz gerek. S. 119
İnsan fazla kibrinden dolayı ölebilirdi. S. 194
İnsan deli olmasa bile biraz duyarlı bir kalbe sahip olabilir, pekala. Öyleleri vardır ki ufak tefek şeyler onları yaşatır da sert bir söz onları öldürür. Ben böyleyim …

Heyecanlar Üzerine Bir Kuram Taslağı, Jean-Paul Sartre

Resim
Araştırmaları her şeyden önce olgulardan başlamalıdır. Bir olgunun ne olduğunu araştırırsak görürüz ki, olgu bir araştırma sırasında karşılaşmak zorunda kaldığımız şeyle tanımlanır ve önceki olgulara göre bir yenilik ve beklenmedik bir zenginlik olarak kendini gösterir. S. 8

Pierce varsayımı şöyle tanımlıyordu: “olayları önceden görmeye izin veren deney sonuçlarının toplamı.” Öyleyse insan kavramı, eldeki olguların birleştirilebilir bir toplamı olabilir ancak. S. 9

Oysa insan da dünya gibi kendine özgü bir varlık alanıdır. S. 11

Apaçık varolduğuna göre, heyecanın mümkün olup olmadığını araştırmak neye yarar? S. 11

... zira her bilinç, varolma bilinci olduğu ölçüde vardır. S. 14

Ne olursa olsun fenomenoloji fenomenlerin incelenmesidir -olguların değil. Ve fenomen deyince, gerçekliği tamamen görünüş olup “kendini ifşa eden şey”i anlamak gerekir. S. 16

Heyecan insan gerçekliğine dışarıdan eklenmiş değildir. Bilakis heyecanını yüklenen insandır, dolayısıyla heyecan insan varoluşunun orga…

Naif. Süper, Erlend Loe

Resim
Her gün duvara toslayan binlerce insan vardır muhtemelen, dedi, birçoğu belki bunu benim kadar ağır yaşar ama sonra işler yoluna girer. S. 13

Bana göre yaşlanmak, ne zamandır bir tür huzursuzlukla alakalıydı. Mekânı pek kafaya taktığım yok ama zamanla ilgili sorunlarım olduğu kesin. S. 14
Hiçbir planım yok. Pek çok şeyin anlamsız olduğu duygusu hâlâ baskın. İnsanı heveslendirmiyor bu duygu. Tempoyu sonuna kadar düşürdüm. Sıfıra. En baştan başlamam gerektiğini düşünüyorum. İnsan nasıl en baştan başlar? S. 16
Lisedeki ilk senemden sonra matematik ve fizik almayı bırakmıştım. O zamanlar varlığımı dayandırabileceğim başka şeyler bulacağımı varsaymıştım. Bugün artık o kadar da emin değilim bundan. Belki de hata yapmışımdır. S. 29
Sonsuzluk hakkında bilmeniz gereken en önemli şey, onun yalnızca büyük bir sayı olmadığıdır, diyor. S. 81
Evrenin bir sonu varsa, insanoğlunun varlığının anlamsız olduğu duygusuna kapılmamak elde değil. Niye herhangi bir şey yapmaya kalkışayım ki? S. 90
İnsan sey…

Kitapların İlk Cümleleri -IV

Resim
"Bu cümle, yazmayı öğrendiğimin kanıtıdır."
Azil, Hakan Günday


"Uzun zaman, geceleri erkenden yattım. Bazen, daha mumu söndürür söndürmez, gözlerim o kadar çabuk kapanıverdi ki, 'uykuya dalıyorum' diye düşünmeye zaman bulamazdım." Swann'ların Tarafı (Kayıp Zamanın İzinde ilk cilt), Marsel Proust


"İşte böyle başladı. Ben, hiç sesimi çıkarmamıştım. Hiç."
Gecenin Sonuna Yolculuk, Louis-Ferdinand Céline



"Güzün ortasında, bitek çiftlik arazilerinden, sokaklarında sararıp kızaran ağaçların canlı renklerinin yansıdığı eski ve yabansı kasabalardan geçip gidiyorlardı arabalarıyla."
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, Joanne Greenberg



"Şimdiye kadar tesadüf ettiğim insanlardan bir tanesi benim üzerimde belki en büyük tesiri yapmıştır. Aradan aylar geçtiği halde bir türlü bu tesirden kurtulamadım."
Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali

Sanat Neye Benzer, Miguel Tamen

Resim
Neyi yabancı addettiğiniz, neyi bildik addettiğinize göre kestirilebilir ancak. S. 16

Görmediğiniz şeyi görmezsiniz. Görmediğinize yabancı dersiniz. S. 16

Fakat göremedikleri her şeye yabancı derlerse, sadece kendi görme güçlerini zan altına sokuyorlar demektir. S. 17

Bir espriyi anlamazsanız ona harika demezsiniz. S. 17

Geçmişin anlamı kendini aşina olunmayan dillerde ortaya koymuş olsaydı, dünya da farklı olurdu, diye düşünebilirsiniz. İşte mesele de bu. Geçmiş size sizin kendi dilinizde konuşur çünkü geçmişin dili yoktur. Geçmiş tıpkı sanat gibidir. S. 21

Ne kadar yakın, yakın olur? S. 23

Eğer bu anlamda bir şeyi ya da kimseyi umursamayı bırakırsanız, o zaman insanlardan, şeylerden veya faaliyetlerden kaçış olduğuna inanabilirsiniz. Elbette umursamayı bırakmak dediğiniz şey aslında, sahip olduğunuz birtakım inançların, yürüttüğünüz birtakım faaliyetleri gerektiriyormuş gibi göründüğü bir hayattan çıktığınız izlenimi verebilen bir inanç değişikliğidir. S. 28

Ayrıca tıpkı sıradan in…

Ateş Yakmak, Jack London

Resim
... insan her konuda kendinden fazla emin olmamalıydı. S. 9

Beceriksizce ama büyük bir özenle besliyordu ateşi. Çünkü ateş, hayat demekti, sönmemeliydi. S. 16

Sonra hayatında tattığı en rahat, en huzur verici uykuya dalıp gitti. S. 21

Kibritler elini yaksa ne olurdu ki? Yanmış eller, ölü ellerden daha iyiydi. Hatta elsiz kalmak bile ölmekten iyiydi. S. 30

Ve “Asla tek başına yola çıkma!” artık onun için de kuzeyin ana kuralıydı. S. 31

“Hepsinden geriye bu söz kalacak:
Yaşadılar ve attılar zarlarını.
Oyundan çok şey kazanılacak,
Ama yitireceğiz zarların en hasını.”
S. 33

Ardından varoluşun şimdiye kadarki en korkunç trajedisi başladı: emekleyen hasta bir adamla topallayan hasta bir kurt, ıssızlığın ortasında ölmekte olan gövdelerini sürüklüyor ve birbirlerinin canını istiyorlardı. S. 53

Kitapların İlk Cümleleri -III

Resim
"- Eee, ne olacak şimdi ha? "Ben vardım, yani Alex, yanımda da üç kankam, yani Pete, Georgie ve Dim, ki Dim cidden epey budalaydı ve Korova Sütbarı'nda oturmuş akşam ne yapacağımıza karar veriyorduk, arsız karanlık, buz gibi kış piçlik yapıyordu, ama yağmur yoktu." Otomatik Portakal, Anthony Burgess



"Ishmael deyin bana. Birkaç yıl önce -kaç yıl önce olduğu önemli değil paramın azaldığı ya da hiç kalmadığı bir sırada-, karada da beni ayrıca bağlayan bir şey olmadığı için, bir engine açılayım, bu dünyanın denizlerini şöyle bir göreyim dedim. Ben böyleyimdir; böyle bulurum sıkıntıdan kurtulmanın, uyuşan kanıma hız vermenin yolunu." Moby Dick, Herman Melville



"Yakmak bir zevkti. Bazı şeylerin yitmesini, kararmasını ve değişmesini görmek özel bir zevk veriyordu. Avuçlarında, dev piton yılanını andıran bakır çinko alaşımı hortumla dünyaya zehirli gazyağı püskürtürken, kanının beyninde zonkladığını hissediyordu... Elleri, tarihin paçavralarını ve kömürleşmiş kalı…

Bildiğimiz Dünyanın Sonu, Erlend Loe

Resim
Doppler'in devamı...

İnsanlar bir şey isterler, sonra tam tersini isterler, ardından birazcık daha farklı bir şey isterler ve aslında ifade ettiklerinden başka bir şey istediklerini anlamadığında da sinirlenirler. S. 14

Gençlik. Ne kadar güzel bir masumiyet. S. 27

... - bu aslında on dördüncü yüzyılda Ockhamlı William’ın ileri sürdüğü bir ilkedir: Bir olgu ya da olayın birkaç makul açıklaması varsa, en basit açıklama doğruya en yatkın olandır. S. 52

... her şeyin anında söylenmesi gerekiyor, söylenmezse kemikleşiyor, başka şeylerin altında kalıp görünmez oluyor. S. 64

Doppler artık interneti kaldıramadığını fark etti. İnternetteki bilgi miktarı devasaydı. Dünyayı çok geniş bir elektronik ağla birbirine bağlamanın hastalıklı bir fikir olduğunu düşündü. S. 66
Ama bu dünyada pek çok şey tuhaf zaten. S. 77
Pek çok kere, hiç konuşmamak en iyisi, diye düşündü. “Konuşmak, önemi fazlaca abartılmış bir meziyet. İstemiyorsan konuşmazsın.” S. 79

Ama kitaplar raflarda öylece, sadık biçimde gece gündü…

Nasıl Ölünür, Emile Zola

Resim
Birbirlerini anlıyorlardı, ayrı ayrı yaşamışlardı ve ayrı ayrı ölmek istiyorlardı. S. 11

Geriye kalan ve onları bağışlamasını sağlayan tek şey sevgisiydi. S. 19

Para ölümü zehirlerse, ölümden bir tek öfke çıkar. Tabutların üzerinde insanlar dövüşür. S. 24

Ticaret işi böyledir: Kendinizi tedavi ettirmeye zaman bile bulamadan ölür gidersiniz. S. 26

… Karısı onu teselli edip, tavsiyelerde bulundu. Yalnız kalıp sıkılacak olursa tekrar evlenebilirdi; yalnız yaşı biraz geçkince bir kadın seçmeliydi, çünkü dul erkekleri seçen genç kızlar onlarla paraları için evlenirdi. S. 29

Ölünün huzurunda bütün kavgalar biter. S. 30


Yıldızın Saati, Clarice Lispector

Resim
Düşünmek sonuç gerektirmez: kendi içinde bir amaç olabilir yalnızca. S. 9
Düşünmek eylemdir. Hissetmekse gerçek. İkisini yan yana koyun -yazıyor olduğum şeyi yazan benim. Tanrı dünyadır. Hakikat hep açıklanamayan bir iç temastır. En hakiki yaşayışım ise tanınamaz, son derece işseldir, onu tanımlayacak bir kelime yok. S. 13

...hatta yazdığım şeyleri başkası da pekala yazabilir. Başka bir yazar evet, ama erkek olmalı, çünkü bir kadın gözyaşına boğar bu hikayeyi. S. 16

Ruhumu ısıtmak için dua ettiğim günleri hatırladım şimdi: hareket ruhtur. Dua sessizce, kimseye sezdirmeden kendime ulaşabilmenin yoluydu. S. 16
Bulmanın bir yolu da aramamak, sahip olmanın bir yolu da talep etmemek... S. 16

 ... çünkü kelimeler eylemdir. S. 17
Sorgulayan eksik kalır. S. 18

... şimdi harekete geçmek düşünmekten daha ilginç geliyor bana, gerçeklerden kaçılmıyor. S. 19
Bu hikâyenin bana dokunacağını ve her günün ölümden çalınan bir gün olduğunu iyi biliyorum. Entelektüel değilim, bedenimle yazıyorum. Yazdı…

Kitapların İlk Cümleleri -II

Resim
"Rosenberleri elektrikli sandalyede idam ettikleri yaz; garip, boğucu bir yazdı ve ben New York’ta ne aradığımı bilmiyordum." Sırça Fanus, Sylvia Plath



"Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu." Dönüşüm, Franz Kafka



"Anlatacaklarımı gerçekten dinleyecekseniz, herhalde önce nerede doğduğumu, rezil çocukluğumun nasıl geçtiğini, ben doğmadan önce annemle babamın nasıl tanıştıklarını, tüm o David Copperfield zırvalıklarını filan da bilmek istersiniz, ama ben pek anlatmak istemiyorum. Her şeyden önce, ben bu zımbırtılardan sıkılıyorum. Sonra, onlarla ilgili en ufak bir söz etsem, bizimkilere inmeler iner." Çavdar Tarlasında Çocuklar, J. D. Salinger



“Omnes Vulnerant Ultima Necat! Hepsi yaralar, sonuncusu öldürür!” Kinyas ve Kayra, Hakan Günday



"Dünyaca kabul edilmiş bir gerçektir, hali vakti yerinde olan her bekâr erkeğin mutlaka bir eşe ihtiyacı vardır." Aşk ve Gurur, Jane Austen

Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın, Juniçiro Tanizaki

Resim
Neticede, insanın başına gelecekleri yalnızca Tanrı bilir ve başka insanların mutluluğunu kıskanmak, onların mutluluğundan nefret etmek aptallığın daniskasıdır. S. 7

Kedilerin kişilikleri hakkında pek bilgi sahibi olmayan insanlardan kedilerin asla köpekler kadar sevecen olmadığına, soğuk ve bencil olduğuna dair sözler duyduğunda, "Bunca yıl yalnızca bir kediyle yaşamamış olsaydım, bir kedinin ne kadar çekici ve sevecen olabileceğini asla idrak edemezdim," diye düşünürdü. S. 40
Beraber on yıl geçirdiğinizde, karşınızdaki kedi bile olsa, güçlü bağlar geliştirmeniz kaçınılmaz olur. S. 42
Başlarından onca şey geçen insanların yüzleri, kişilikleri değişmiyor mu? Kedilerinki neden öyle olmasın? S. 44
Hâlâ küçük, masum bir kedi olsaydı kolayca uzlaşırdı belki. Yaşlı kediler, yaşlı insanlar gibi inatçı oluyordu demek ki. Tamamen farklı âdetleri ve kuralları olan yeni bir ortama girmek şaşırtıcı hatta ölümcül şoka sokan bir şey olmalıydı. S. 54
Eğer birinin size güvenmesini istiyorsanız …

Doppler, Erlend Loe

Resim
Babam öldü.
Dün bir geyik avladım.
Ne diyebilirim?
Ya o ya ben, birimiz canından olacaktı. Açlıktan geberecektim. Bir deri bir kemik kaldım dersem yeridir. S. 9

Hep dolanıp duruyor bu geyikler. Başka yerlerde hayatın daha iyi olduğuna inanıyorlar sanırım. S. 9

..., tüm iyi niyetime rağmen doğadan vahşice faydalandım, en yakın zamanda geri verebileceğimden fazlasını aldım büyük ihtimalle, bu da canımı sıktı. S. 10

Hayat bana, doğruyu gizlersem başıma kötü şeyler geleceğini öğretti. S. 11
Annesini öldürdüğüm için ondan özür diledim; artık korkmasına gerek kalmadığını, bugünden sonra buraya istediği gibi gidip gelebileceğini söyledim. Geyik bir şey demedi tabii. Kocaman, güvenen gözlerle bana baktı. Konuşamayan biriyle olmak harika. S. 13
Artık böyle. İnsanlar çevrelerine duvar örüp birbirlerinden korkar hale geldiler. S. 15
“Anlaştık” dedi ve elimi sıktı.
Bu iyi. Avcı toplayıcı kültürü için büyük bir başarı. Bıçakla öldürülmüş bir geyik, süt ve diğer tüketim mallarıyla takas edildi. Bu bir atılım…

Belki Bu Defa, Belki Şimdi, Alois Hotschnig

Resim
Güneş doğuyor ve batıyor, hiçbir şey değişmiyor, yalnızca benim huzursuzluğum artıyordu. S. 12
Gözlerimizin önünde aynı şeyler oluyordu, aynı sesleri duyuyorduk ve aramızda ortak bir dünya vardı bizi ayıran. S. 16
Bizler de değerliyiz, ama onun kadar değil, çünkü Walter’in yokluğu hepimizi anne babamızın gözünde ve kendi gözümüzde değersiz kılıyor. S. 43
Yine de bana öyle geliyordu ki ondan hoşlanmaktan ziyade ona tahammül ediyorlardı. S. 62

Kitapların İlk Cümleleri -I

Resim
"Annem bugün ölmüş, belki de dün. Tam hatırlamıyorum." Yabancı, Albert Camus



"Lolita, hayatımın ışığı, kasıklarımın ateşi. Günahım, ruhum, Lo-li-ta; dilin ucu damaktan dişlere doğru üç basamaklık bir yol alır, üçüncüsünde gelir dişlere dayanır. Lo-li-ta." Lolita, Vladimir Nabokov



"Hayat, cinsel ilişkiyle bulaşan ölümcül bir hastalıktır." Zargana, Hakan Günday



"Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi?" Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk


"Mutlu aileler birbirlerine benzerler. Her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır." Anna Karenina, Lev Tolstoy