Kayıtlar

İnsanın Acısını İnsan Alır, Şükrü Erbaş

Resim
Burada mutluluk kişiliksiz bir duyguyken, uzaklarda acı bile yaşama bağlıyordu insanı. Durduğu yerde değersiz bir bütün olarak kalmaktansa, parçalana parçalana gitmenin büyük doğruluğuna inandırmıştı kendini. s. 10 Kimsenin sesinde bulut yok, kanat yok, rüzgâr yok; bir hızar sesiyle konuşuyor artık herkes. Kalbinle donattın önce gövdemi, sonra aşkın nasıl bir yoksulluğa dönüştüğünü gösterdin. Sevinçler bitti, kapı zilleri bitti. Ne bir yere giden var, ne gelenlerin yüzünde bir iyilik. Senden başka anısı yok döndüğün yerlerin. Tükeniş, kendini yokluğunla tanımlıyor. s. 14 Kâküllerine düşen çiy tanelerini topladım sabaha karşı. Doğan günden kırmızılar sürdüm yanağına. Saçının telinden tırnağının ucuna dek öptüm incelikle. Sonra alıp yanlızğımı yanıma, biraz daha tutkun, biraz daha iyimser, döndüm yeniden bıraktığın boşluklara. s. 15 ardımızda bıraktığımızı sandığımız, ikide bir önümüze geçen geçmişimiz. ayrılıkla beslenen göğsümüzdeki boşluk ... 'aralık kapılardaki rüzgâr

Kendini İyileştirme İşi Nasıl Yapılır?, Nicole Lepera

Resim
İnsanın evrimi bilincinin evrimidir. Her şeyde nesnel bilinçle mevcut olmayı görmek ve hissetmek mümkündür. Bu olayı bilimsel ve felsefi yoldan bir tür sisteme oturtma girişimleri bir yere varmaz çünkü insan ayrı olgulardan yola çıkarak bütünün ideasını yeniden kuramaz. s. 7 Gerçek şudur: Çok azımız aslında olduğumuz kişiyle gerçek bir bağlantıya sahibiz, ama başkalarının tüm o kendine ihanet katmanlarının altındaki temel benliğimizi görmesini isteriz. s. 53 Dissosiyasyon (kopma)- sürekli strese maruz kalma ve bunalma nedeniyle çevremizden fiziksel ve zihinsel olarak kopmamızı sağlayan bir başa çıkma mekanizması. Kişi fiziksel olarak orada olsa da zihinsel olarak gitmiştir. s. 68 Hayatlarını çocukları aracılığıyla yaşayan ebeveyn figürlerinin derinlere yerleşmiş ıstıraplı inançları "başarısız" ve bir şekilde yetersiz olduklarıdır ve sıklıkla bu çekirdek inancı çocuklarına yansıtırlar. s. 80 Hepimiz çözülmemiş travmalar taşıyoruz. s. 87 Belli bir düşünceyi defalarca düşünme al

Lila, Marilynne Robinson

Resim
İnsan olup bitenlerin öyle ya da böyle sona ereceğini bildiğinde, bunlardan bir an önce kurtulmayı isteyebilirdi. s. 27 Bu dünyada şuracıkta yanımda oturmasını arzuladığım tek insan sensin. Düşündüğüm bir şey değil bu, bildiğim bir şey. Sanırım hiçbir şeyi açıklamaya yetmiyor yine de. s. 34 “Bu eski evde epey üzüntü yaşanmıştır” dedi adam. “Kimisi bana aittir. Kimisi de bana ait olsun istediklerim.” s. 39 Böylesine güzel bir varlığın, böylesine kısa ömürlü oluşuna ağladık. s. 43 Bir hayatın suretiydi yaşadığı, çünkü bu hayatta yapayalnızdı. s. 86 Kahrolası yalnızlıkla gül gibi geçinip gidiyordum ben. Hayatımın geri kalanına o şekilde devam etmeyi düşünüyordum. Derken o sabah seni gördüm. Yüzünü gördüm. s. 105

Sahilde, Ian McEwan

Resim
  “…acımasız bir kişilik, yalın fırsatçılık ve şans, milyonların kaderini değiştirebilirdi…” s. 13   Aşık olmak ve bunu söylemek bir özgürlüktü. s. 40   Kendisinin hissettiği, hem acı hem de zevk veren ayrıksılığı bir başka kişinin de hissedebileceği hiç aklına gelmiyordu. s. 49   İnsanın bedeninin bazen duygularına dair yalan söylememesi ya da söyleyememesi utanç verici. Görünüşü kurtarmak için kim kalbinin atışlarını yavaşlatabilmiş ya da yüzünün kızarmasının önüne geçebilmiş ki? s. 55   Tarihimiz ve doğamız bizi her zaman yok olmamızın düşünü kurmaya mahkûm etmez miydi? s. 73   Elindeki pantolon ağır geliyor, gülünç görünüyordu, bir ucundan birleşmiş bu paralel uzayan kumaş borular, son yüzyılın bu zorunlu modası. Onları giyerse toplum içine, sorumluluklarına ve utancının gerçek derecesine geri dönecekmiş gibi geliyordu. s. 81   Bir hayatın bütün gidişi işte böyle değiştirilebilirdi — hiçbir şey yapmayarak. s. 101

Yakalanan Zaman, Marcel Proust (7)

Resim
Sevdiğimiz kadın genellikle bütün ihtiyaçlarımızı karşılamaz, biz de onu sevmediğimiz bir kadınla aldatırız. s. 13 Oysa sevmenin, tıpkı masallardaki büyüler gibi bir büyü olduğunu ve büyü kaldırılıncaya kadar hiçbir şey yapılamayacağını tecrübeyle öğrenmiş olmam gerekirdi –tecrübeyle öğrenmek mümkünse eğer. s. 16 Tıpkı ölüm döşeğindeki adamın işinin bittiğini hissetmesi gibi, bir ordu da galibiyetini içinde hisseder. s. 60 Kaderimiz bazen beklediğimizden farklı olabilir. s. 69 Keder kalpte taşınır. s. 79 Ama sence, yıldızlarla bütünleşmişken, saldırıya geçmek veya tehlikenin geçtiği sinyalinin ardından yere inmek için tekrar ayrıldıkları kıyamet ânı, yıldızlar bile yörüngelerinden çıkmışken daha da güzel değil mi? s. 84 Tanrı'nın işlerine akıl sır ermez. Bazen, bir salihin üstünlüğünün sarsılmasını engellemek için sıradan bir insanın kusurunu kullanır. s. 143 Bir mala bağlılık, malın sahibine daima ölüm getirir. Sahip olduğumuz bilinç, çağımıza has değil, her çağda mevcuttu

Albertine Kayıp, Marcel Proust (6)

Resim
(...) sağlıkları yerindeyken ölümü düşünen kişiler de, ölümden korkmadıkla­rını zannederler, aslında yaptıkları, ölümün yaklaşmasıyla değişecek olan bir sağlık halinin ortasına, tamamen olumsuz bir düşünceyi sokmaktır. s. 11   Hayalgücü, bilinmedik bir durumu canlandırmak için, bildik unsurlardan yararlanır ve bu yüzden de, bilinmedik durumu canlandıramaz. Ama duyarlılık, en fiziksel şekliyle bile, yeni olayın uzun süre silinmeyen, özgün imzasını, çatallı bir yıldırım çizgisi misali taşır. s. 12   Dışarıdan dayatılan manevi bir darbenin uzantısı olan acı, şekil değiştirmek ister; planlar yapıp bilgi toplamaya çalışarak onu buharlaştıracağımızı umut ederiz; sayısız başkalaşım evre­sinden geçmesini dileriz, çünkü bu, acıyı olduğu gibi korumak kadar cesaret gerektirmez; acımızla birlikte uzandığımız yatak bize daracık, sert, soğuk gelir. s. 17   Bir bakış bakar, kaybolur bütün acılar. s. 24   Uyanır uyanmaz, kederim uykuya d

Mahpus, Marcel Proust (5)

Resim
Hayat, kaçınılmaz gibi görünen bir ıstıraptan bizi bir kere daha koruyacaksa eğer, bunu farklı koşullarda, hatta bazen bahşedilen lütuflar arasında özdeşlik kurmanın neredeyse günah sayılabileceği kadar zıt koşullarda gerçekleştirir! s. 8 Gerçeklik, meçhule giden yolda bir ilk adımdır sadece ve bu yolda pek fazla ilerlememiz mümkün değildir. s. 21 İnsan yeni bir memlekete adım attığı anda çalışmaya başlamaz, önce o memleketin koşullarına alışması gerekir. Benim için de her gün, farklı bir memleketti. s. 72 Zaten aşk tedavisi olmayan bir hastalıktır; romatizmanın ancak yerini sara nöbetini andıran migren nöbetlerine bırakmak üzere hafiflediği kimi kronik hastalık eğilimlerine benzer. s. 76 Mutluluklarını kalıcı zanneden insanların kaygısızlığı içindeydim. s. 77 Dört bir yanımızda ihtimallerin sonsuz alanı uzanır; gerçek, tesadüfen karşımıza çıkacak olsa, ihtimallerin o kadar dışında yer alır ki, ani bir şaşkınlıkla, önümüzde yükselen duvara çarpıp geriye devriliriz. s. 82 Ne tuhaftır ki