Kayıtlar

Ateş Yakmak, Jack London

Resim
... insan her konuda kendinden fazla emin olmamalıydı. S. 9

Beceriksizce ama büyük bir özenle besliyordu ateşi. Çünkü ateş, hayat demekti, sönmemeliydi. S. 16

Sonra hayatında tattığı en rahat, en huzur verici uykuya dalıp gitti. S. 21

Kibritler elini yaksa ne olurdu ki? Yanmış eller, ölü ellerden daha iyiydi. Hatta elsiz kalmak bile ölmekten iyiydi. S. 30

Ve “Asla tek başına yola çıkma!” artık onun için de kuzeyin ana kuralıydı. S. 31

“Hepsinden geriye bu söz kalacak:
Yaşadılar ve attılar zarlarını.
Oyundan çok şey kazanılacak,
Ama yitireceğiz zarların en hasını.”
S. 33

Ardından varoluşun şimdiye kadarki en korkunç trajedisi başladı: emekleyen hasta bir adamla topallayan hasta bir kurt, ıssızlığın ortasında ölmekte olan gövdelerini sürüklüyor ve birbirlerinin canını istiyorlardı. S. 53

Kitapların İlk Cümleleri -III

Resim
"- Eee, ne olacak şimdi ha? "Ben vardım, yani Alex, yanımda da üç kankam, yani Pete, Georgie ve Dim, ki Dim cidden epey budalaydı ve Korova Sütbarı'nda oturmuş akşam ne yapacağımıza karar veriyorduk, arsız karanlık, buz gibi kış piçlik yapıyordu, ama yağmur yoktu." Otomatik Portakal, Anthony Burgess



"Ishmael deyin bana. Birkaç yıl önce -kaç yıl önce olduğu önemli değil paramın azaldığı ya da hiç kalmadığı bir sırada-, karada da beni ayrıca bağlayan bir şey olmadığı için, bir engine açılayım, bu dünyanın denizlerini şöyle bir göreyim dedim. Ben böyleyimdir; böyle bulurum sıkıntıdan kurtulmanın, uyuşan kanıma hız vermenin yolunu." Moby Dick, Herman Melville



"Yakmak bir zevkti. Bazı şeylerin yitmesini, kararmasını ve değişmesini görmek özel bir zevk veriyordu. Avuçlarında, dev piton yılanını andıran bakır çinko alaşımı hortumla dünyaya zehirli gazyağı püskürtürken, kanının beyninde zonkladığını hissediyordu... Elleri, tarihin paçavralarını ve kömürleşmiş kalı…

Bildiğimiz Dünyanın Sonu, Erlend Loe

Resim
Doppler'in devamı...

İnsanlar bir şey isterler, sonra tam tersini isterler, ardından birazcık daha farklı bir şey isterler ve aslında ifade ettiklerinden başka bir şey istediklerini anlamadığında da sinirlenirler. S. 14

Gençlik. Ne kadar güzel bir masumiyet. S. 27

... - bu aslında on dördüncü yüzyılda Ockhamlı William’ın ileri sürdüğü bir ilkedir: Bir olgu ya da olayın birkaç makul açıklaması varsa, en basit açıklama doğruya en yatkın olandır. S. 52

... her şeyin anında söylenmesi gerekiyor, söylenmezse kemikleşiyor, başka şeylerin altında kalıp görünmez oluyor. S. 64

Doppler artık interneti kaldıramadığını fark etti. İnternetteki bilgi miktarı devasaydı. Dünyayı çok geniş bir elektronik ağla birbirine bağlamanın hastalıklı bir fikir olduğunu düşündü. S. 66
Ama bu dünyada pek çok şey tuhaf zaten. S. 77
Pek çok kere, hiç konuşmamak en iyisi, diye düşündü. “Konuşmak, önemi fazlaca abartılmış bir meziyet. İstemiyorsan konuşmazsın.” S. 79

Ama kitaplar raflarda öylece, sadık biçimde gece gündü…

Nasıl Ölünür, Emile Zola

Resim
Birbirlerini anlıyorlardı, ayrı ayrı yaşamışlardı ve ayrı ayrı ölmek istiyorlardı. S. 11

Geriye kalan ve onları bağışlamasını sağlayan tek şey sevgisiydi. S. 19

Para ölümü zehirlerse, ölümden bir tek öfke çıkar. Tabutların üzerinde insanlar dövüşür. S. 24

Ticaret işi böyledir: Kendinizi tedavi ettirmeye zaman bile bulamadan ölür gidersiniz. S. 26

… Karısı onu teselli edip, tavsiyelerde bulundu. Yalnız kalıp sıkılacak olursa tekrar evlenebilirdi; yalnız yaşı biraz geçkince bir kadın seçmeliydi, çünkü dul erkekleri seçen genç kızlar onlarla paraları için evlenirdi. S. 29

Ölünün huzurunda bütün kavgalar biter. S. 30


Yıldızın Saati, Clarice Lispector

Resim
Düşünmek sonuç gerektirmez: kendi içinde bir amaç olabilir yalnızca. S. 9
Düşünmek eylemdir. Hissetmekse gerçek. İkisini yan yana koyun -yazıyor olduğum şeyi yazan benim. Tanrı dünyadır. Hakikat hep açıklanamayan bir iç temastır. En hakiki yaşayışım ise tanınamaz, son derece işseldir, onu tanımlayacak bir kelime yok. S. 13

...hatta yazdığım şeyleri başkası da pekala yazabilir. Başka bir yazar evet, ama erkek olmalı, çünkü bir kadın gözyaşına boğar bu hikayeyi. S. 16

Ruhumu ısıtmak için dua ettiğim günleri hatırladım şimdi: hareket ruhtur. Dua sessizce, kimseye sezdirmeden kendime ulaşabilmenin yoluydu. S. 16
Bulmanın bir yolu da aramamak, sahip olmanın bir yolu da talep etmemek... S. 16

 ... çünkü kelimeler eylemdir. S. 17
Sorgulayan eksik kalır. S. 18

... şimdi harekete geçmek düşünmekten daha ilginç geliyor bana, gerçeklerden kaçılmıyor. S. 19
Bu hikâyenin bana dokunacağını ve her günün ölümden çalınan bir gün olduğunu iyi biliyorum. Entelektüel değilim, bedenimle yazıyorum. Yazdı…

Kitapların İlk Cümleleri -II

Resim
"Rosenberleri elektrikli sandalyede idam ettikleri yaz; garip, boğucu bir yazdı ve ben New York’ta ne aradığımı bilmiyordum." Sırça Fanus, Sylvia Plath



"Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu." Dönüşüm, Franz Kafka



"Anlatacaklarımı gerçekten dinleyecekseniz, herhalde önce nerede doğduğumu, rezil çocukluğumun nasıl geçtiğini, ben doğmadan önce annemle babamın nasıl tanıştıklarını, tüm o David Copperfield zırvalıklarını filan da bilmek istersiniz, ama ben pek anlatmak istemiyorum. Her şeyden önce, ben bu zımbırtılardan sıkılıyorum. Sonra, onlarla ilgili en ufak bir söz etsem, bizimkilere inmeler iner." Çavdar Tarlasında Çocuklar, J. D. Salinger



“Omnes Vulnerant Ultima Necat! Hepsi yaralar, sonuncusu öldürür!” Kinyas ve Kayra, Hakan Günday



"Dünyaca kabul edilmiş bir gerçektir, hali vakti yerinde olan her bekâr erkeğin mutlaka bir eşe ihtiyacı vardır." Aşk ve Gurur, Jane Austen

Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın, Juniçiro Tanizaki

Resim
Neticede, insanın başına gelecekleri yalnızca Tanrı bilir ve başka insanların mutluluğunu kıskanmak, onların mutluluğundan nefret etmek aptallığın daniskasıdır. S. 7

Kedilerin kişilikleri hakkında pek bilgi sahibi olmayan insanlardan kedilerin asla köpekler kadar sevecen olmadığına, soğuk ve bencil olduğuna dair sözler duyduğunda, "Bunca yıl yalnızca bir kediyle yaşamamış olsaydım, bir kedinin ne kadar çekici ve sevecen olabileceğini asla idrak edemezdim," diye düşünürdü. S. 40
Beraber on yıl geçirdiğinizde, karşınızdaki kedi bile olsa, güçlü bağlar geliştirmeniz kaçınılmaz olur. S. 42
Başlarından onca şey geçen insanların yüzleri, kişilikleri değişmiyor mu? Kedilerinki neden öyle olmasın? S. 44
Hâlâ küçük, masum bir kedi olsaydı kolayca uzlaşırdı belki. Yaşlı kediler, yaşlı insanlar gibi inatçı oluyordu demek ki. Tamamen farklı âdetleri ve kuralları olan yeni bir ortama girmek şaşırtıcı hatta ölümcül şoka sokan bir şey olmalıydı. S. 54
Eğer birinin size güvenmesini istiyorsanız …

Doppler, Erlend Loe

Resim
Babam öldü.
Dün bir geyik avladım.
Ne diyebilirim?
Ya o ya ben, birimiz canından olacaktı. Açlıktan geberecektim. Bir deri bir kemik kaldım dersem yeridir. S. 9

Hep dolanıp duruyor bu geyikler. Başka yerlerde hayatın daha iyi olduğuna inanıyorlar sanırım. S. 9

..., tüm iyi niyetime rağmen doğadan vahşice faydalandım, en yakın zamanda geri verebileceğimden fazlasını aldım büyük ihtimalle, bu da canımı sıktı. S. 10

Hayat bana, doğruyu gizlersem başıma kötü şeyler geleceğini öğretti. S. 11
Annesini öldürdüğüm için ondan özür diledim; artık korkmasına gerek kalmadığını, bugünden sonra buraya istediği gibi gidip gelebileceğini söyledim. Geyik bir şey demedi tabii. Kocaman, güvenen gözlerle bana baktı. Konuşamayan biriyle olmak harika. S. 13
Artık böyle. İnsanlar çevrelerine duvar örüp birbirlerinden korkar hale geldiler. S. 15
“Anlaştık” dedi ve elimi sıktı.
Bu iyi. Avcı toplayıcı kültürü için büyük bir başarı. Bıçakla öldürülmüş bir geyik, süt ve diğer tüketim mallarıyla takas edildi. Bu bir atılım…

Belki Bu Defa, Belki Şimdi, Alois Hotschnig

Resim
Güneş doğuyor ve batıyor, hiçbir şey değişmiyor, yalnızca benim huzursuzluğum artıyordu. S. 12
Gözlerimizin önünde aynı şeyler oluyordu, aynı sesleri duyuyorduk ve aramızda ortak bir dünya vardı bizi ayıran. S. 16
Bizler de değerliyiz, ama onun kadar değil, çünkü Walter’in yokluğu hepimizi anne babamızın gözünde ve kendi gözümüzde değersiz kılıyor. S. 43
Yine de bana öyle geliyordu ki ondan hoşlanmaktan ziyade ona tahammül ediyorlardı. S. 62

Kitapların İlk Cümleleri -I

Resim
"Annem bugün ölmüş, belki de dün. Tam hatırlamıyorum." Yabancı, Albert Camus



"Lolita, hayatımın ışığı, kasıklarımın ateşi. Günahım, ruhum, Lo-li-ta; dilin ucu damaktan dişlere doğru üç basamaklık bir yol alır, üçüncüsünde gelir dişlere dayanır. Lo-li-ta." Lolita, Vladimir Nabokov



"Hayat, cinsel ilişkiyle bulaşan ölümcül bir hastalıktır." Zargana, Hakan Günday



"Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi?" Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk


"Mutlu aileler birbirlerine benzerler. Her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır." Anna Karenina, Lev Tolstoy

Gölgede Yanmak, Erkmen Özbıçakçı

Resim
Biliyorum bu hissi. Elimdeki fırsatı kaçırmanın, denk gelemeyişin tanıdık sıkıntısı, çöreklendi yine göğsüme. S. 16

Rüya ile gerçek böylesine iç içe geçmişken, yaşamın gerçekten yontulmuş sopaları her uyanışta sonsuz bir falaka. S. 20
Şimdi değilse hiçbir zaman. S. 34
Müdavim dediğin bir şey bekler. Sabrı kadar saygı görür. Doğru yerde susmasıyla... Sessizliğiyle... Hiç kimsenin acısı başkasının eşiğiyle ölçülmez. S. 38
Neyse, zaman geçsin de. Bir buna güveniyorum. Zaman elbet geçecek. S. 38
“Yalnız olamayan, hiçbir şey olamaz bu hayatta. İşte burası, bu koşullar sizin için en iyi sınav.” S. 49
“Unutmayın, özgürlükten yoksunken sınanmamış bir yalnız kalma iradesi hakiki bir sınavdan geçmiş sayılmaz.” S. 50
Hogır Kürt. İzmirliyim diyor. Memleketçilik askeriyede altın kural. S. 53
Yere batasıca Kurban Bayramlarından birinde bağırsakların dumanı tüter, kellede dil, kuyrukta bok kurumamışken daha. Babamın tek parmağıma astığı kara poşet. Her adımda uzak uzak salınan poşette koç kellesi, ayakları…

Albaya Mektup Yok, Gabriel García Márquez

Resim
“İnsanlık bir bedel ödemeden ilerlemiyor.” S. 28

“Böyledir işte,” dedi. “İnsanın nankörlüğü sınır tanımaz.” S. 32

“Büyük şeyler için bekleyen, küçük şeyler için de bekleyebilir.” S. 34

“Bugün kesinlikle gelmesi gerekiyordu,” dedi albay.
Posta şefi omuzlarını silkti.
“Kesinlikle gelen tek şey ölümdür albay.” S. 47

“Kötü bir durumun en kötü yanı bize yalan söyletmesidir.” S. 50

“Şapka giymiyorum, böylece onu kimse için çıkarmam gerekmiyor.” S. 57

Hadula, Aleksandros Papadiamantis

Resim
Sürekli Kastro'yu özlemle anıyor, hep oradan bahsediyor ve geri dönecekleri günü kederle hayal ediyorlardı. Ama yeni yerleşim yerinde de ev inşa etmeyi bırakmıyorlardı, binlerce kez daha, insanların düşündüklerinden başka şeyler yaptıklarını ve mekanik olarak birbirlerini taklit ettiklerini ispat edercesine. S. 32
Dünyanın türlü türlü cefasının neyinden zevk alacaktı? S. 60
Acı, sevinçti ve ölümde aslında yaşam. Her şey olması gerektiğinin aksine işliyordu. S. 61
Hiçbir şey aslında göründüğü gibi değildir, aksine her şey başka türlü olabilir, yani göründüğünün tam tersi... S. 62
İsa'nın da dediği gibi: Her kim ruhunu severse onu kaybeder ve her kim bu dünyada ruhundan nefret ederse, sonsuz yaşamda onu muhafaza eder. S. 62
Her günahın kendine özgü tatlı yönleri de vardır. S. 110
Tehlike ve beladan kaçtığını sanıyor, ama aslında lanet ve felaketi yanında taşıyordu. Hapisten kaçtığını düşünüyor, ama aslında hapishaneyi ve cehennemi içinde taşıyordu. S. 117

Babası ve annesi gerçekte oldu…

Tristessa, Jack Kerouac

Resim
Tristessa’nın kafası güzel, kendi de her zamanki gibi güzel, ... S. 11

“Morfin acıyı dindirmek için,” diye düşünmeye devam ediyorum, “ve geri kalan her şey de kalıyor işte geriye.” S. 18

... sonlu olduklarını bilmek, güzelleştiriyordu illa ki her şeyi. S. 22

... hayat zor ve zorludur. Tristessa biliyor, ben biliyorum, siz biliyorsunuz. S. 25

... ölmek için doğmuşuz, şu karşımdaki duvara ve hatta Amerika’daki bütün duvarlara yazmak istiyorum bunu işte: ÖLMEK İÇİN DOĞMUŞUZ. S. 34

Bağımlılık ve ıstırap. Deli illetlerinden farksız. S. 37

“Evet acı çekiyoruz,” diyor, bense “La vide es dolor” (hayat acıdır) diyorum; bana hak veriyor ve hayat aynı zamanda aşktır, diyor. S. 53

“Biz hiçbir şeyiz. Yarın ölebiliriz, o yüzden hiçbir şeyiz.” S. 57

Ah Tanrım, melekten suretlerine neden yaptın bunu; bu çürümüş hayatı, bu pislikle, hırsızlarla, ölümle dolu, Of, bu derbeder, bu boktan dünyayı neden yarattın? Bunun yerine hepimizi her ne olursa  olsun halimizden memnun olacağımız boktan bir cennete ko…

Mustafa Kemal, Yılmaz Özdil

Resim
Hayat Mustafa Kemal için matematikti.
“Bilim matematiktir” diyordu. “Evren matematik diliyle yazılmıştır, evrenin harfleri üçgenler, daireler, geometrik biçimlerdir” diyordu. “Herkes matematik bilgisinin çok gerekli olduğuna inanmalıdır, matematik olmadan dünya kesinlikle anlaşılamaz, matematiksiz ancak karanlık bir labirentte dolanılır” diyordu. S. 34
Anzak eri Steve Moyle, korku filminden farksız olan “su hatırası”nı şöyle hatırlıyordu: “Mataralarımızı kuyuya sarkıtırdık. Suda hep garip bir tat olduğunu söylerdik. Bir gün istihkâmcılar geldi, kuyudan aşağı çengellerini salladılar. Çürümüş bir ceset çıkardılar.” Çanakkale buydu. S. 63
Bigalı Mehmet çavuş mermisi bitince tüfeğini kırarak ingilizlere fırlatmıştı. Tüfek parçası kalmayınca taş fırlatarak mücadele etmişti. Başından ciddi şekilde yaralanmıştı, avuçları paramparçaydı ama, ingilizleri püskürtmeyi başarmıştı.

Mustafa Kemal bu kahramanlığı duydu. Bigalı Mehmet’e Muharebe Madalyası verilmesini istedi. Bigalı Mehmet, Çanakkale’nin …