Kayıtlar

2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kapıların Dışında, Wolfgang Borchert

Resim
Birisi ölü­yor. Sonra? Sonrası hiç. Rüzgar yine eser. s. 27 Cadde kan kokuyor, çünkü gerçeği öldürdüler. s. 36 İnsan en önce gitmesi gereken yeri en sonra hatırlar. s. 37 Sessizliğin dehşetini duymuyor musun? s. 45 Uyuyabiliyor musunuz? Geceleri iki bin hayaletle? Uyumayı bırakın, yaşayabiliyor musunuz, haykırmadan bir dakika yaşayabiliyor musunuz? s. 61 Biz gençlere muhtacız, dünyayı olduğu gibi görüp seven bir nesle muhtacız. Gerçeği her şeyin üstünde tutan; planları, tasavvurları olan bir nesle muhtacız. s. 67 Aşağıda insanların kulakları tıkalı, yukarıda Tanrı'nın! Tanrı uyuyor, bizse yaşamaya devam ediyoruz. Bu kalp, sesi kısılana kadar bağırdı da çığlığını hiç kimse duyma­dı. Ne aşağıda ne yukarıda hiç kimse! s. 86 İnsanın karnı tok, sırtı pek oldu mu başkalarının yoksulluklarını okuması, merhamete gelip iç çekmesi ne tatlıdır. s. 89 Biz her gün bir cinayete kurban gi­der, her gün bir cinayet işleriz. Biz her gün bir cinayetin önünden kayıtsız geçer, gideriz. s. 116 Eskiden s

Latin Amerika'nın Kesik Damarları, Eduardo Galeano

Resim
Aptallığa oldukça benzeyen bir suskunluk içindeydik. s. 11 Latin Amerika’nın yabancı sermayeye tanıdığı imtiyazlardan bahsedildiği olmuştur. Ama ABD’nin başka ülkelerin sermayesine imtiyaz tanıdığından bahsedildiğini duymazsınız. s. 14 Biz kaybetmişizdir, başkaları kazanmıştır. Ne var ki başkaları sırf biz kaybettiğimiz için kazanmış durumdadır. s. 15   Yoksulluk bir alın yazısı değildir; azgelişmişlik de bir Tanrı buyruğu olmasa gerek. s. 21 Yağmalanan hazineler de yetmiyordu hayal gücünün isteklerini doyurmaya. s. 36 Evet, dünya değişti, ama, sanıldığı kadar da değil. s. 75 Yetersiz beslenmenin sonucu olan cinayetlerin sorumluları bu hapishanelere kapatılamıyor. Çünkü anahtarlar onların elinde. s. 93 Mutlu azınlığın doyması için yığınların açlıktan ölmesi gerekir. s. 93 Fidel Castro‘nun da bir çok kez belirttiği gibi, cehalet okuma yazma bilmezlikten çok daha yaygın ve çok daha ciddiydi. s. 104 Bir ulusun bilinci bir gecede değişmez. s. 108 Kamyon veya el arabası kullanılmaz bu yöred

İnsan Olmak Üzerine, Erich Fromm

Resim
İlkel insan yırtıcı hayvandır, yamyamdır, putperesttir; ama aynı zamanda da akıl, sevgi, adalet yeteneği olan varlıktır. s. 8 Modern insan yapayalnız ve kaygılıdır. Özgürdür ama bu özgürlükten korkmaktadır. s. 19 Modern insan bir birey olmayı umut etmiştir; gerçek ise oraya buraya çarpıp duran kaygılı bir atom olup çıkmıştır. s. 19 Kişi bir nesne haline geldiği zaman, fizyolojik açıdan hâlâ yaşıyor olsa bile, ölüdür. s. 20 Modern insan, kendi elleriyle yaptığı şeylerin denetimi altındadır. Kendisi bir şey haline gelir. Bir hiçtir, yine de kendisini devletle, üretimle, şirketle bütün hissettiği zaman, büyüklük duygusuna kapılır. s. 23 Gerçekte kral çıplaktır, ama küçük oğlan dışındaki herkes harika giysiler gördüğüne inanmaktadır. s. 24 On dokuzuncu yüzyılda, “Tanrı öldü” denilebilirdi. Yirminci yüzyılda ise insanın öldüğünü söylemek gerekir. Günümüzde şu özdeyiş kulağa doğru geliyor: “ İnsan öldü, yaşasın nesne! s. 25 Kendi içlerinde bir merkezden, bir kimlik duygusundan yoksunlar. Bu

Lolita, Vladimir Nabokov

Resim
"Lolita, hayatımın ışığı, kasıklarımın ateşi. Günahım, ruhum, Lo-Li-Ta; Dilin ucu damaktan dişlere doğru üç basamaklık bir yol alır, Üçüncüsünde gelir dişlere dayanır. Lo-Li-Ta" s. 7 Sabahları ayağında çorabının teki, bir elli boyu Lo idi. Ayağında bol gündelik pantolonu ile Lola. Okulda Dolly. Kayıtlardaki noktalı çizgilerde Dolores. Ama benim kollarımda hep LOLİTA idi. s. 11 İki çeşit görsel hatırlama vardır: Biri aklınızın laboratuvarında bir görüntüyü ustalıkla yeniden kurduğunuz zamanki hatırlama öteki ise gözlerinizi kapadığınızda, gözkapaklarınızın iç tarafında sevilmiş bir yüzün eksiksiz optik izdüşümünü, tüm doğal renkleri içinde küçük bir hayaleti hemen çağrıştırıverdiğiniz hatırlama. s. 14 Bir sorun daha vardı; evliliğimin kadifemsi huzurunda güve yenikleri belirmeye başlamıştı. s. 32 Ah Lolita, sözcüklerinden başka oynayacak şeyim kalmadı artık. s. 38 Bütün günlerim bir kaya parçası üzerinde oturup saydam bir gökyüzünü seyretmekle geçtiğinden olacak, benliğime gar

Okuma Üzerine, Marcel Proust

Resim
Bu çiçekli ve sapa yollarda zaman kaybetse de okuma adı verilen özgün psikolojik edim, zihinde yavaş yavaş yeniden yaratılacak. s. 18 Okuma, insanların en bilgesiyle bile olsa, bir konuşmaya indirgenemez; bir kitapla bir dost arasındaki asıl farklılık, bilgeliklerinin büyüklüğündeki farklılık; değil, onlarla iletişim kurma biçimidir; okuma, konuşmanın tersine, yalnızlığımızı sürdürürken, yani yalnızken sahip olunan ve konuşunca çabucak dağılan entelektüel güçten yararlanmaya devam ederek, esinlere açık olmaya ve zekânın kendi kendisi üzerindeki çalışmasını bütünüyle verimli kılmaya devam ederek, her birimizin önceden iletilmiş bir başka düşünceyi edinmesidir. s. 26 Bütün iyi kitapları okumak, bu kitapların yazarı olmuş geçmiş yüzyılların en değerli insanlarıyla konuşmak gibidir. s. 28 İyi bir kitap okuduktan sonra, yazarın bilgeliğinin bittiği yerde bizimkinin başladığını hissederiz. s. 34 Yeni doğana merhamet edin, çünkü sayısız kötülükle karşılaşacaktır. s. 46 Hiç kuşkusuz, dostluk,

Günlükler – 1946-1949, Max Frisch

Resim
Sürekli akan bir şerit üzerinde yaşıyoruz; kendi kendimizi telafi etmek ve bir anlığına hayatımızı düzeltmek umudu yok. s. 22 Yaşamları gerçek değil, umutsuz bir bekleyişten ibaret, asılmıyorlar yaşama; yaşam onların yakasına yapışmış bir hayalet gibi. s. 35 Önemli olan, sözcüklerin arasındaki ifade edilemeyen beyaz alandır. Sözcüklerin anlattığı, gerçek düşüncemizi dile getirmeyen önemsiz şeylerdir hep. s. 37 Aslında sadece ertelemek anlamına gelen, içinde yaşadığımız zamana karşı bahane anlamına gelen umuttan kurtulmak yeter. s. 60 İnsan, ışığa tutulmuş bir film makarası gibi, anıların tabedeceği bir film. s. 101 Çünkü insanın yaşayabileceği en yabancı şey, kendini dışardan seyretmek. s. 103 Tanık olduğumuz bir cürüm karşısında suskun kalmak, suç ortağı olmanın en yaygın şekli belki de. s. 120 Sen diye hitap ediyoruz birbirimize ve ertesi gün deniz kenarında uyanır gibi uyanıyorum. Elim, elinle dolu. s. 127 Gecenin renklerini ve güneşin saçıp savurduğu bütün ışığı sen tutuyo

Yerdeniz Büyücüsü, Ursula K. Le Guin

Resim
Duyabilmek için susmak gerekir. s. 26 Akıllıya soru gerekmez; aptal ise boşuna sorar. s. 40 Gözbağı, sadece onu gözleyenin duyularını kandırır; insanın onu gördüğünü, duyduğunu veya hissettiğini zannetmesini sağlar. Ama nesneyi değiştiremez. s. 49 Bir büyücü, sadece yakınında olup ismini tam ve net olarak koyabildiği şeyleri denetimi altında tutabilir. Bu da iyi bir şeydir. Eğer böyle olmasaydı, güçlülerin kötülükleri ve de bilgelerin delilikleri, çoktan değiştirilemeyecek şeyleri değiştirme yollarını arar, Denge'yi bozardı. Dengesi bozulan deniz, üzerinde tehlikelere maruz kalarak yaşadığımız karaları basar ve eski sessizlikte tüm sesler ve isimler kaybolurdu. s. 54 Fakat gerçek şu ki, insanın gerçek gücü, büyüyüp bilgisi arttıkça izleyebileceği yol, iyice daralıyor. Ta ki, en sonunda sadece ve sadece mutlaka gerekenden başka yapacak şeyi kalmayıncaya kadar. s. 78 Kötü bir yol, insanı iyi bir sona ulaştırabilir. s. 117 İnsanlar bilmedikleri şeylerden korkarlar. s. 123 Bir insan,

Evrak Çantası, Murathan Mungan

Resim
Madak için sokakta var olmak, sokağa çıkmaları muhafazakarlığın yasaklarıyla düğümlenmiş kadınların "sokakta var olmasının" konuşulmasına da zemin oluşturur. "Sokağa çıkmak" hayatın görünür yüzüne çıkmak anlamına geldiğinden bazı durumlarda farklı engelleri hatırlatır. s. 18 Bu heyecanlı ürperişin nedeni edebiyatın, tüm zamanları birbirinin içinden geçirerek yaşanılan anı, mekanı bir esere sabitleyerek ölümsüzleştiren gücü olsa gerek. Hayat ve sanatın sokakta karşılaşmasının büyüsüdür bu. s. 20 Gülten Akın'a göre kadınlık zaten sırlar barındırır, "kapatıp kendilerini rahimlerine sırlarıyla oynuyorlar" dizesinde bunu apaçık ifade ettiği gibi, şiirlerinde dillendirilmeyen ama ima edilen aşkın da bir sır olma hali çoğu kez okuyucunun kavrayışına algısına bırakılır. s. 26 Erkeğin deliliğinin "Mecnun" olmak diye bir tür kıymetle payelendirilip, kadının deliliğinin düpedüz ve vasıfsız delilik sayıldığı bir toplumsal kültürde kadınlar taşkınlıkların

Palto, Nikolay Gogol

Resim
Şimdilerde herkes kendine yapılmış bir saygısızlığı bütün topluma yapılmış sayıyor. s. 7 Rahat bırakın, niye üzüyorsunuz beni? s. 12 Bu yamalar yüzünden paltoyu diken terzinin sanatı görünmez olmuş ve ortaya çuvalımsı çirkin bir şey çıkmıştı. s. 18 Genel olarak sakin olan yüreği hızlı hızlı atmaya başlamıştı. O günün... Hayatındaki en önemli gün olduğu kesindi. s. 26 Akşamları aç acına yatmaya bile alışmıştı; yeni bir palto sahibi olma düşüncesini sürekli hayalinde taşıyarak ruhen besleniyordu ya zaten. s. 28 Zaten bir insanın beynine girip ne düşündüğünü öğrenmek mümkün değildir. s. 31 Ama başkalarının gözünde önemsiz olanı önemli sayan insanlar her zaman bulunur. s. 42 Kim bilir... Ne de olsa insan ruhunun derinliklerine gizlice süzülüp, neler düşündüğünü öğrenmek olası değil. s. 51 Bilindiği gibi şampanya, insanın neşelenmesinde hiç de fena etki yapmayan bir araçtır. s. 53 Dünyada bir sürü saçma şey oluyor. Bazen hiçbir şey gerçek değilmiş gibi geliyor. s. 84 "Dünyayı omuzlarım

Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1977-1987), Nilgün Marmara

Resim
Perdeler çekilidir bakışına belleğin çok öncelerden beri, büyüyen ağaçlarına özgür çocukların, vurur baltasını sinsi körlüğüyle tarih! s. 26 Ve biri kalabilir, aşkın yürekte, bilinmeyen gezegenlerin dokusunda saklanan cesaretin birikimini saymak için. s. 32 Bir dönüştü tekrarlanan, Ruhlanan bardaklarda şarap tadardık, Unutanlardandan değil hatırlayanlardandık. s. 34 Söylerim elbet tarihimin bin bir parçasını Ağlarım okyanus derinliğince, Bozgunumu içleştirsem ve bağlansam tutkuyla, Yanan boğazlara karışarak Hangi halkayla bağlardım bulanık taşları saydamlığa? s 38 Uzak sevincim ey! Kırık dökük ülkenin seçkin çiçeği! s. 54 Kime, kime gönderiyor incelen yapraklarını yüzün, kavisin beyaz yanağıyla? s. 58 Dünyamsın benim, zorbam, düzenim, Bundan gözlerim göğe çevrili, ellerim denizde. Hiç katılmadan sende yaşıyorum, dirimimsin benim, doğarken öldüğüm. s. 77 Kuramadığım güzelliklerin sessiz görünümü, ulaşılmayanın boyun eğen yansısı, Sevda ile seslenir sizlere! s. 81 Bit

Parçalanma, Emil Michel Cioran

Resim
Özgürlüğün fazlası, mutlaka özgürlüğü öldürür. s. 31 Terk edildikten sonra, sırf zevkine, final bölümünü dilediğimiz kadar zihnimizden geçirip durabiliriz. s. 44 Gökyüzünde çakan şimşek, bu defa bizimki olacaktır. s. 53 Aşağı bir insanla sohbet. Aslında vakit kaybı sayılmaz, insanlığın birkaç nesil sonra dönüşebileceği türü yakından seyretmek de büyük şans. s. 66 Kitaplar yaraları kanırtmalı, hatta yeni yaralar açmalı. Kitap tehlike arz etmeli. s. 67 Bilim öncesinde doğanlara ne mutlu; yakalandıkları ilk hastalıktan ölüp gitmek gibi bir imtiyaza sahiplerdi. s. 68 Var olmak bir intihaldir. s. 72 Istırap nedir? Silinmek istemeyen bir his, hırslı bir his. s. 72 Verdiğimiz her tavize, o anda farkına varmadığımız içten içe bir küçülme eşlik eder. s. 75 Mektubunda dünyada en sevdiği insanın ben olduğumu yazmış ama bir yandan da takıntılarımı bırakmamı, tutturduğum yolu değiştirmemi, başka biri olmamı, olduğum kişiyle ilişkimi kesmemi istiyor ısrarla. Yani ‘ varlığımı’ inkâr ediyor. s. 81 Ona

Notre Dame'ın Kamburu, Victor Hugo

Resim
Ara sıra dudaklarında bir gülümseme ve iç çekiş çakışıyor, ama gülümsemesinin iç çekişinden daha kederli olduğu anlaşılıyordu. s. 65 - Ya aşk? - Ah aşk! dedi Esmeralda, sesi titriyor, gözleri ışıldıyordu. İki sevgilinin bir bedende bir araya gelmesi. Bir melekte bütünleşen bir erkek ve bir kadın. Cennetin ta kendisi! s. 106 " Tempus edax, homo edacior ; bu deyişi tüm kalbimle şöyle çevirebilirim: Zamanın gözü kördür, insan ahmaktır." s. 113 Halk söküp almadıkça kral ayrıcalıklarından vazgeçmez. s. 126 Aşk iki iken bir olmaktır. Bir erkek ve bir kadının birbirine karışıp bir meleğe dönüşmesi... Aşk, cennet demektir. s. 137 İnsanın sevgiye ihtiyaç duyduğunu, şefkatsiz ve aşksız bir yaşamın boş, yaygaracı ve yürek parçalayıcı bir çark düzeni olduğunu fark etti. s. 156 Oysa onu sağır eden de bu çanlardı; ama analar çoğu kez, kendilerini en fazla üzen evlatlarını daha çok sever. s. 205 Bu çağ acımasızdır. s. 246 Kadınların içgüdüleri erkeklerin zekâsından daha çabuk harekete geçi

Yeraltından Notlar, Fyodor Dostoyevski

Resim
Baylar, yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık. s. 9 Duvarı delmeye gücüm yetmiyorsa "ille de deleceğim" diye yırtınmam elbette; ama önümde yıkmaya gücümün yetmediği bir taş duvar bulunmasına da razı olamam. s. 16 Bugünün insanı pek çok bakımdan barbarlık çağı insanından daha üstün görüşlü olduğu halde, aklın, bilginin gösterdiği yoldan gitmeye bir türlü alışamamıştır. s. 26 Çünkü insan ahmak bir yaratıktır, son derece ahmak! Daha doğrusu ahmak değil de nankördür, eşine rastlanmayacak derecede nankördür. s. 27 En bayağı ve aşağılık insanların aynı zamanda namus simgesi olarak kalabilmeleri, ancak bizim ülkemizde olanaklıdır! s. 54 Hayat, kederiyle, acısıyla da güzeldir. Yaşamak nasıl olursa olsun arzu edilir. s. 100 İnsanoğlunun gözü yalnızca acılarını görür, mutluluğunu hiç görmez. s. 112 Ruhumda, cinayet işlenmiş gibi bir ağırlık var. s. 117 Huzur, sükunet istiyorum ben. Beni rahatsız etmesinler diye bütün dünyay

Fasa Fiso, Teoman

Resim
“çok üzülme, çok susma çok darılma çok ağlama çok da kitap okuma!” dedi annem. s. 17 O yıllarda kitaplara fazlaca düşkündüm ve kitap bizde pek de matah bir şey sayılmıyordu. s. 17 Annem sinirli ve ilaçları var. Halamlarla, yengemlerle ne zaman buluşsalar babamdan bahsedip ağlıyorlar öbür odada. Her söylediklerini duyuyorum. Babalardan bahsedilmesini sevmiyorum. s. 19 Çocuklukta çok sıkıcı şeyler var, büyümeyi beklemek. s. 41 “Özgürlük, felsefem olacak.” s. 53 Bana dönüp, “İyi ki meşhur oldun” diyor. “Artık çok daha makul birisin.” “Evet ama” diyorum, “insanlara ilgimi filan kaybettim.” Gülüyor; “Hiçbir zaman yoktu ki” diyor. s. 124 İnsanın bugün öyle hissetmesi için dün dibe vurması gerekiyor. s. 186 İnsanlar her şeyi fazla önemsiyor gibi geliyor bana. Yani kariyer dediğin şeyi, ün dediğin şeyi… Başkalarının senin hakkında düşündüklerinin ne önemi var ki? s. 198 “Yüzme bilmeden daha deniz görmeden hiç güneşte yanmadan şimdi ölmek istemem bir kalbi sarmadan.” s. 207 Oktay Rıfat’ın şiir

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı, Ahmet Şerif İzgören

Resim
Bazı kitaplar vardır, sizinle konuşur. Okumaya başlayınca fark edersiniz. Arkadaşınız olurlar. Ara sıra, evde dolaşırken karşılaşır, sayfalarını koklar, karıştırırsınız. s. 13 Kendi hayatını yaşayamayan insanlar, çocuklarının hayatını yaşar. Süpermen Türk olsaydı pelerinini kesin anası bağladı. Bir de uçarken arkasından bağırır: Varınca çaldır oğlum. Bırak uçsun artık! s. 17 1950'lerin başı. Köylerde kahvehane yoktur, kütüphaneler kurulur. Sonra bu işlere siyaset karışır; Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Partisi...Derken kütüphaneler kapanır, kahvehaneler açılır. s. 23 Dokunduğunuz her yere değer katabilirsiniz. s. 29 Anadolu'da "Emeksiz yemek olmaz " derler. s. 35 Allah aşkına aranızda bugün yaşadığımız sorunları bilmeyen var mı? Adım atıyor musunuz, atmıyor musunuz; tüm fark burada. s. 47 Siz de bazen başaramayabilirsiniz ama en azından örnek olursunuz. Bunun adı zaten başarmak. s. 48 Yeriz kuralları biz. Kırmızı ışık nedir trafikte? - Dur Yeşil? - Geç Sarı? - Hızlı

Eve Dönmenin Yolları, Alejandro Zambra

Resim
Okumak yüzünü kapamaktır. Yazmaksa yüzünü göstermek. s. 60 Sahneye çıkacakları anı sabırla bekleyen oyuncular olmak istiyoruz. Ama izleyiciler bir süre önce gitmiş. s. 66 Bir saniyeliğine, neden olduğunu bilmeksizin kendimi muazzam yalnız hissettim. s. 80 Çünkü her ne kadar bir yabancının hikayesini anlatmak istesek de eninde sonunda hep kendi hikayemizi anlatırız. s. 94 Öğrenmek için sormuyorduk, bir boşluğu doldurmak için soruyorduk. s. 102 Biraz önce denedim, kesinlikle bana küçük geliyor. Aynada kendime bakıyorum ve babaların kıyafetlerinin bize her zaman büyük gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama ona ihtiyacım olduğunu da düşünüyorum; bazen babamızın kıyafetlerini giymeye ve uzun uzun aynaya bakmaya ihtiyacımız olur. s. 124 Bu albümler bu işe yarıyor, diye düşünüyorum: bizi küçükken mutlu olduğumuza inandırmaya. s. 147 Ne zaman denize baksam boğulan mutlu bir insana dönüşüyorum. s. 174

Elif, Paulo Coelho

Resim
Ne var ki, geleceğin daha fazla karanlıktan başka vaadi yok. s. 15 Doğduğumuz andan ölene kadar hayatımız sürekli bir yolculuktur. Manzara değişir, insanlar değişir, ihtiyaçlar değişir, ama tren hep ileri gider. Hayat bir trendir, tren istasyonu değil. s. 23 Tanrı gönül gözümüzü ancak bir şeylerin değişmesini arzu ettiği anda açar. s. 30 İ çinde bir tutam delilik olmayan hayat eksik bir hayattır. s. 41 Biz bir şeyi arıyorsak, o şey de bizi arıyor demektir. s. 56 Gözyaşları ruhun kanıdır. s. 81 Yeni aşkların eski tecrübelerle kesinlikle hiçbir ilgisi yoktur. Aşk her seferinde yepyenidir. s. 114 Zaman ne hareket eder ne de durur. Zaman değişir. Bu daimi değişimin içinde her birimiz bir noktada, kendi Elif'imizde dururuz. s. 117 Hiçbir şey yok olmaz, her şey zamana kaydolur. s. 119 Hepimiz kozmosun içinde başıboş dolaşan ruhlarız. s. 124 Geçmişe dönüp eski yaraları kanatmak kolay da değildi şart da değildi. Bu ancak şimdiyi daha iyi anlayabilmek için yapılırsa bir anlam taşıyabilir. s

Godot'yu Beklerken, Samuel Beckett

Resim
“ Eyfel Kulesi'nden el ele ilk atlayanlardan olabilirdik pekâlâ. Üstümüz başımız düzgündü o zamanlar. Artık çok geç. ” s.10 “Dünyadaki gözyaşı miktarı sabittir. Ağlamaya başlayan biri için, bir yerlerde bir başkası keser ağlamayı. Aynı şey gülmek için de geçerlidir.” s.41 “-Hiç terk ettim mi seni?   -Gitmeme izin verdin.” s.75 “Boşluktan yana eksiğimiz yok.” s.85 “Daima bir şeyler buluruz değil mi Didi, bize varolduğumuzu hissettirecek bir şeyler buluruz, değil mi?” s.89 “Hepimiz deli doğarız. Bazılarımız öyle kalır.” s.105