Kayıtlar

Kasım, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Tütüncü Çırağı, Robert Seethaler

Resim
Tütün dükkânının çevresine küçük bir kalabalık toplanmıştı; Otto Trsnjek ve kasap ustası, kalabalığın ortasında her an hamle yapmaya hazır panayır güreşçileri gibi karşı karşıya duruyorlardı.

“Ah, nihayet sen de kalkabildin demek!” diye bağırdı Franz’a tütün satıcısı. “Ne oluyor burada?” diye kekeledi Franz. “Gözlerini iyi aç ve bak!” Otto Trsnjek’in suratı kıpkırmızıydı, şakaklarında birkaç damar, mavimsi solucanlar misali kımıldıyordu. Koltuk değneklerinden birini öfkeden titreyen eliyle havaya kaldırdı ve tütün dükkânını işaret etti. Yaya kaldırımına ve dükkânın ön cephesine kızıl kahverengiye çalan bir sıvı sürülmüştü. Sanki birisi, kaldırım ve dükkâna birkaç kova boya ve çamur boca etmişti. Camekâna boyası henüz taze ve akmakta olan büyük harflerle: DEFOL GİT, YAHUDİ DOSTU! yazılmıştı. Ayrıca giriş kapısının yanındaki duvarda oval biçimli bir şey parlıyordu. Acemice ve belli ki, alelacele resmedilmişti. Fakat yine de dev bir insan poposuna benzeyen duvardaki bu şekil çok rahat seçile…

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, İlhami Algör

Resim
“Müzeyyen,” dedim fısıldayarak, “Müzeyyen, ben ölüyorum.”
   “Ölen sen değilsin,” dedi biri. Ukala bir sesti. Niyetinin kötü olmadığını sezdim. Masadaydım. Mum hâlâ yanıyordu.
   Derin bir nefes aldım. Saat kaç olmuştu? Yatsa mıydım? Etrafıma baktım, birinin benim adıma karar vermesini bekledim. Boşunaydı. Boş… Boşuna… Boşa… kelimenin sesi beni topladı. Kalktım. Yatak odasına girdim. Aynı anda iki zıt duygu birden geldi:  Odadan çıkmak ve odada kalmak.
   Aynayı görmesem çıkacaktım. Giysi dolabının bir kapısı yarım açıktı. Kapı açıyla duruyor, üzerindeki aynada kendimi görüyordum. Ben kendimi, en sivil hallerimin tanığı olan mekâna giren adam olarak hissederken, ayna beni, arkasında boş bir koridor olan adam olarak gösteriyordu. 
   “Ayna,” dedim fısıltıyla.
   “Buyurun benim,” dedi.
   “Ayıp olmuyor mu ayna?” dedim, “Bizi burada yanlış pozisyonda, dış kapının mandalı gibi gösteriyorsun. İlgisiz, alakasız, yaba…

Aşk Hikâyesi, Erich Segal

Resim
Ah, işte başlıyorduk. İşin lanet olası yeni yüzü.
"Seni en çok nesi rahatsız etti baba, Katolik olması mı fakir olması mı?"
Hafifçe bana doğru eğilip neredeyse fısıltıyla cevap verdi.
"Seni en çok nesi cezbetti?"
Kalkıp oradan ayrılmak istedim. Ona da söyledim. "Yerine otur ve bir erkek gibi konuş," dedi. Aksi takdirde ne olacaktım? Bir çocuk mu? Bir kız mı? Bir fare mi? Her neyse, oturdum.
Onunbununçocuğu orada kaldığım için muazzam derecede memnun oldu. Yani bunu, bana karşı kazandığı zaferlerden bir yenisi olarak gördüğünü söyleyebilirdim.
"Yalnızca bir süre beklemeni rica ediyorum," dedi III. Oliver Barrett.
"Lütfen 'bir süre'yi açıklar mısın?"
"Hukuk fakültesi'ni bitir. Eğer bu gerçek bir sevgiyse bu zaman sınavını geçecektir."
"Bu gerçek bir sevgi ama neden keyfi bir sınava sokmam gerektiğini anlamıyorum?"
Bence neyi ima ettiğim açıkça belliydi. Ona karşı çıkıyordum. Onun keyfi hareketlerine, hayatıma hükmed…

Gece Gezen Kızlar, Tomris Uyar

Resim
Bir süre onun gözlerinin içine baktı tıkabasa bir sevgiyle, sonra sevgisini yutkundu.” (s.23)
“Neden hiç yazmadın? O gün her şeyi konuşmuştuk, yoksa ondan mı? Yani artık konuşacak bir şey kalmadığından mı?” (s.25)
“Gecegezen Kızlar’ın yaşadığı kentte gece, pastel renklere boyanmış toprak bir çanaktı. Çok epeskiydi.” (Ss.45)
“Gece, bedeninden soyulmuş, boşalmış bir iç gömleğiydi. Herkesindi.” (s.45)
“Bu yaz akşamları da bitmek bilmez zaten, her şeyi alacakaranlığa boyar, yanıltır.” (s.48)
“Gece gezdiğin her kentten bedenine bir şeyler eklenir, zamanla siner.” (s.50)
“Gençlik, diye düşündüm. Şimdi daha ciddi şeyler vardır diye düşünürsünüz, hayat sizi ıskalayana kadar.” (s.70)

Fakir Kene, Birhan Keskin

Resim
“Buraya umutlu günler koydum. Şimdilik uzak gibi görünüyor, ama kim bilir, birazdan uzanıp dokunursun.” (s.9)
“Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak; sen şahane bir okursun. Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun. N’olcak ki, bırak patronlar seni kovsun!” (s.10)
“Kışları dünyada olduğumu daha iyi anlıyorum ben.” (s.14)
“Bu başıma gelenleri hiç anlamış değilim... Sen de başıma gelsene... Beraberce bakarsak belki anlamama yardımcı olursun. Yani senden istediğim, bencilce. Bunu bilerek gel. Ayrıca şu bencil sözcüğünü kafamıza kakanlara küfürler ederek de gel.” (s.18)




“Geç bunları Ross, geç bunları Nasıl olsun bizim öyle kompartıman kompartıman Sağlıklı süreçlerimiz Biz Ross, al sana misal; Ali öldürüldü dövülerek, Kadın erkek hepimiz onun anasıyız. Sağlıklı yas ne Ross?” (s.35)
“Kadınların kaburgadan yapıldığına Kadınları bile inandıran neydi Birhan? Asıl mesele diyorsan buraya dönelim, şimdiye Söyle artık başımıza bu işleri açan yine erkekler değil miydi? Dönelim Van’da bir kadına, dönelim Ma…