Kayıtlar

Nisan, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Gündökümü Bir Uyumsuzun Notları, Tomris Uyar

Resim
“Temelde kendiyle yetinme duygusunu besleyen her edim, aldatıcı bir mutluluktan başka ne getirebilir ki?” (s.17) “Asıl üzüntü veren yaşlanmak değil, uslanmak.” (s.27) “Baştan beri hiçbir şeye inanmamış kimseyi, sonradan bir şeye inandırmak olanaksız gelir bana. İnanmak bir yeti, beslenen bir alışkanlıktır, esnektir de. İnanmamak gibi katı ve yanıltıcı olamaz.” (s.70) “Garip bir ölçü alışkanlık. Sevgi, aşk, dostluk ancak bu ölçüye vurulduğunda anlam kazanıyor. En ufak ayrıntılarda bile. Sözgelimi ben yeni bir giysiyle, bilmediğim bir yere kolayca gidemem. Önce evde deneyip benim kılmalıyım onu, birazcık eskisin, bedenimin kalıbını alsın ki içinde özgürce davranabileyim. Alışkanlık, kişiliğin gelişimini, kendini bulmasını sağlıyor evet ama bir sınıra kadar. Sizi o sınıra götüren iti, bakıyorsunuz sınırda karşınıza dikilmiş, yolu tıkamış. O tuzağa düşmemeli. Her büyük tutku gibi alışkanlık da Fethi Naci’nin deyişiyle: yıkımının tohumunu içinde taşıyor.” (s.76) “-Anne palavrac

Yabancı, Albert Camus

Resim
“Tuhaf biri olduğumu, beni kuşkusuz bu yüzden sevdiğini ama belki günün birinde yine aynı sebepten nefret edebileceğini mırıldandı.” (s.44) “Günün birinde gardiyan bana, beş aydır hapiste olduğumu söylediğinde, ona inandım, ama ne dediğini anlamadım. Bana göre hücrenin içine doğan hep aynı gün, yaptığım iş de hep aynı işti.” (s.75) “Herkes bilir ki hayat, yaşanmak zahmetine değmeyen bir şeydir.” (s.103) “Çok uzun zamandan beri ilk kez annemi düşündüm. Bir ömrün sonunda niçin yeni baştan nişanlandığını, niçin yeniden başlama oyunu oynadığını anlar gibi oldum. Orada, hayatların sönmekte olduğu o bakımevinin etrafında da akşam, hüzünlü bir huzur anı gibiydi. Ölüme o kadar yakınken annem, orada kendini her şeyden azade ve her şeyi yeniden yaşamaya hazır hissetmiş olmalıydı. Hiç kimsenin onun arkasından ağlamaya hakkı yoktu. Ve ben de kendimi her şeye yeniden başlamaya zorunlu hissettim.” (s.110)

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar

Resim
“Eski şapkalarımız, ayakkabılarımız, elbiselerimiz gün geçtikçe bizden bir parça olmazlar mı? Onları sık sık değiştirmek isteyişimiz de bu yüzden değil midir? Yeni bir elbise giyen adam az çok benliğinin dışına çıkmışa benzer: kendinden uzaklaşmak, ona bir değişikliğin arasından bakmak ihtiyacı yahut ben artık bir başkasıyım diyebilmek saadeti.” (s.16) “Şu hakikati kendi hayatım bana öğretti: İnsanoğlu, insanoğlunun cehennemidir. Bizi öldürecek belki yüzlerce hastalık, yüzlerce vaziyet vardır. Fakat başkasının yerini hiçbiri alamaz.” (s.186) “Bazı insanların ömrü vakit kazanmakla geçer. Ben zamana, kendi zamanıma çelme atmakla yaşıyordum.” (s.200) “Hayatlarına biraz duygu, istisnai zamanlar katmak istiyorlar. Herkes kendi boşluğunu bir parça duygu ile doldurmak, kendini süslemek istiyor.” (s.231) “Hayat yürüyor, Hayri Bey... Siz kelimelerle zehirlenin durun, hayat her gün yeni bir şey keşfediyor.” (s.233) “Hayatı güçleştiren şeylerden hoşlanacak yaşta değilim.”

Kinyas ve Kayra II, Hakan Günday

Resim
  Benim adım Kinyas. Gün ağrıyor. Başım ağrıyor. İsmimi kendime ben verdim. Bitmeyen bir öfke ve bitmeyen bir mutsuzluğun ifadesi. Bütün insanlara kızgınım. Yaşadıkları için. Hayattan midem bulanıyor... Ateşle oynarım. Yeterince benzin ve karşımda oturan adamın ceketinin iç cebindeki çakmakla dünyayı yakabilirim. Benim adım Neron. Geceleri, çaldığım arabalarla gezerim. Tokyo'da doğdum. İki zenciye üç gram kokain karşılığında bileklerimi kestirttim. Sabah uyandığımda okyanus beni yıkadı. Benim adım Steve McQueen. Bütün bildiklerimi kusarak hayatta kalıyorum. David Bowie'yi rüyamda gördüm. Sabah bir gözüm yoktu. Şiir yazdım. Tam üç tane. Birini rendeleyip makarna sosuma kattım. Diğerini yakıp küllerini kum saatine koydum. Biraz zaman kazandım böylece. Sonuncusunu ise şimdi yazdım. İşte geliyor: Sözlerimin sonunu duymadığın zaman.  Cümlelerimin sonunu duymadığın zaman.  Değiştiriyorum son kelimelerimi.  Değiştiriyorum sonumu.             Kendimi ölümsüz olarak gö

Kar, Orhan Pamuk

Resim
“Sanki burası herkesin unuttuğu bir yerdi ve kar sessizce dünyanın sonuna yağıyordu.” (s.16) “İnsan en çok aşık olduğu kişiyi tanır. Kendim gibi içeriden hissediyordum onu.” (s.90) “Yalnızlık, bir gurur sorunudur; kendi kokusunun içine mağrur bir şekilde gömülür insan.” (s.132) “Hepimizin hayatta istediği bir şey, asıl bir şey vardır değil mi?” (s.141) “İlk anda olmasa bile ilk on dakikada bir kadın, bir erkeğin kim olduğunu, en azından kendisi için ne anlama gelebileceğini, onu sevip sevemeyeceğini derinden sezer.” (s.232) “Aşk zaten her şeyi söyleyebilme isteği değil miydi?” (s.259) “Bendeki eksikliğin bazen yalnız sen değil, bütün dünya olduğunu düşünüyorum.” (s.272) “Ben çok mutluyum şimdi. Kahraman olmak istemiyorum. Kahramanlık düşü, mutsuzların tesellisidir. Zaten bizim gibiler kahramanlık yapıyorum diye ya birilerini öldürür ya kendilerini.” (s.323) “Mutlu olmakla yetinen mutlu olamaz, bil bunu.” (s.364) “Bir kadın gurur kırıldığı için de

Düğümlere Üfleyen Kadınlar, Ece Temelkuran

Resim
“Belli ki dünyayla başa çıkan ama kalbiyle baş edemeyen bir kadındı.” (s.10) “İnsan, o da eli iyi gelmişse, hayatta kendini bir kere bütünüyle görür. Ömrün gerisi ya o sahneye yeniden kavuşmak için geçer ya da ondan kaçmakla.” (s.39) “Işığın bir sesi olmalı. Yoksa sivrisinekleri karanlıkta daha iyi duyuyor olmazdık. Işığın bir kütlesi olmalı. Yoksa karanlıkta daha iyi sevişiliyor olmazdı.” (s.93) “Yapmanız lazım gelenler ortadan kalkınca, olmanız lazım gelen kadınlar olacaksınız. Etrafınıza bakın. Göreceksiniz ki hayat bizim nefesimizde.” (s.124) “Hakikatte kadınlar, bu alem içinde başka bir alemde yaşarlar. İçine aşklarını ve büyülerini üfledikleri bir alemdir bu. Erkekler biteviye o alemi hırpalar, yıkar. Kadınlar ise yeniden üfleyerek nefesleriyle kurarlar o alemi. Kadınlar, erkekleri de üfleyerek var ederler. Bir erkek, bir kadının nefesi kadardır; başka hiçbir şey değildir.” (s.126) “Bir insan bu kadar mı hevesli olur yaşamaya, ortada bir hayatı bile yokken

Leylim Leylim, Ahmed Arif

Resim
“Senin mecburun olmak beni hiç mi hiç küçültmüyor. Aksine yüceltiyorsun, insan ediyorsun, yaşatıyorsun.” (s.4) “Sana doymak, korkunç ahmaklık olur. Hadi gel.” (s.10) “Şairsin, deha gizleyen bir şair. Korkunç üzüntülere kapılman, bundandır.” (s.12) “Sevgide vermek vardır Leyla. Vermek. Ve bunu anlamak.” (s.98) “Canım Benim, bilir misin canım dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep.” (s.118) “Seninim. Yoksa hiçbir şey olmak istemiyorum. Birçoklarının almak için, neleri varsa verip de gene olamayacakları bir şey olabilirim oysa. Ama seninim.” (s.144)