Doppler, Erlend Loe

Babam öldü.
Dün bir geyik avladım.
Ne diyebilirim?
Ya o ya ben, birimiz canından olacaktı. Açlıktan geberecektim. Bir deri bir kemik kaldım dersem yeridir. S. 9

Hep dolanıp duruyor bu geyikler. Başka yerlerde hayatın daha iyi olduğuna inanıyorlar sanırım. S. 9

..., tüm iyi niyetime rağmen doğadan vahşice faydalandım, en yakın zamanda geri verebileceğimden fazlasını aldım büyük ihtimalle, bu da canımı sıktı. S. 10

Hayat bana, doğruyu gizlersem başıma kötü şeyler geleceğini öğretti. S. 11

Annesini öldürdüğüm için ondan özür diledim; artık korkmasına gerek kalmadığını, bugünden sonra buraya istediği gibi gidip gelebileceğini söyledim. Geyik bir şey demedi tabii. Kocaman, güvenen gözlerle bana baktı. Konuşamayan biriyle olmak harika. S. 13

Artık böyle. İnsanlar çevrelerine duvar örüp birbirlerinden korkar hale geldiler. S. 15

“Anlaştık” dedi ve elimi sıktı.
Bu iyi. Avcı toplayıcı kültürü için büyük bir başarı. Bıçakla öldürülmüş bir geyik, süt ve diğer tüketim mallarıyla takas edildi. Bu bir atılım.
Dünya belki de kurtulabilir. S. 18


Ben bir bisikletçiyim. Koca, baba, oğul ve işçiyim. Ev sahibiyim. Ve bir sürü başka şeyim. İnsan çok fazla bir şey. S. 19

Çalıların arasında, güneş yüzümü ısıtırken düşündüğüm şey, babamın ölmüş olduğu, ilelebet ölü olarak kalacağı, aslında onu hiç tanımadığım ve annem öldüğünü söylediğinde pek bir şey hissetmediğimdi. Geceleyin ölmüştü. Aniden. Sessizce. Çalıların arasında yatarken bu durum bütün ağırlığıyla içime çöküverdi. Çok acıklı. İnsan bir var, bir yok. Bir gün var, bir gün yok. S. 22

İyi günde, kötü günde, demiştik evlendiğimizde. Sorun, aynı günün, biri için iyi, diğeri içinse kötü olabilmesinde elbette. S. 26

Hiç tanımadığım birinin yerini, muhtemelen hiçbir zaman tamamen tanıyamayacağım başka biri alıyor. S. 27

İnsan bir kez başarılı olmaya görsün, çevresinden övgüler almaya devam etmek için elinden geleni ardına koymaz. Bu, kendi kendine güçlenen, sonlanması gerekliği düşünülemeyecek bir döngü. S. 30

Yalnız doğar, yalnız ölürüz. Buna bir an evvel alışmak lazım. Yalnızlık yapının temeli. İnsan başkalarıyla bir arada yaşayabilir, ancak "bir arada" demek, kural gereği yan yana olmak anlamına gelir. Bu da iyi sayılır. İnsanlar yan yana yaşar, şanslarının yaver gittiği anlarda belki bir arada bile olabilirler. S. 31

Yaşasın, diye düşünüyor bedenim, şeker! Her yerimi sessiz bir bayram havası sarıyor. Bu kadarcık bir şey yetiyor işte. Yapımız böyle. Ne kadar banal. S. 39

Dünya insanlara ait değil, insanlar dünyaya ait. S. 50

Benim için televizyon izlemek, insanları neden sevmediğim konusunda bir kaynak kitap okumak gibi. Televizyon içimizdeki bütün iğrençliklerin özü. S. 52

“Dedem öldüğünde evden ayrıldın.”
“Doğru. Ben nasıl senin babansam, o da benim babamdı, ölmesi hoşuma gitmedi, üzüldüm.”“Babalar ölmemeli.”
“Haklısın.”
“Anneler de ölmemeli.”
“Katılıyorum.”
“İnsan ölünce birazcık rüya görüyor mu?”
“Maalesef... Rüya görmek yok. İnsan yok olup gidiyor.”
“Acıyor mu?”
“Hayır. Hiçbir şey hissetmiyorsun. Bütün hayvanlar ve bitkiler yaşlandıklarında ölür. Tehlikeli bir şey de
ğil.”
“Annem ve sen de mi öleceksiniz?”
“Evet, biz de öleceğiz.”
“Siz öldükten sonra ben yaşamaya devam mı edeceğim?”
“Evet.”
“Umarım ben de sizinle birlikte ölürüm.”
“Böyle hissetmen güzel ama büyüdüğünde başka türlü düşüneceksin. Bu meseleyi sonra tekrar konuşuruz.” S. 61


İnsanlara nerede hata yaptıkları doğru dürüst anlatıldığında anlayış gösteriyorlar. Ne de olsa uzlaştırıcı bir hareket. S. 86

“Bu çok kötü bir dünya. Sana kendini savunma fırsatı bile tanımadan iyi niyetini sorguluyorlar. Böyle olmamalı. Ama böyle işte.” S. 94

Paranın her kapıyı açmasına alışmış; paranın kapıları kapattığını tecrübe edince, dünyanın, başa çıkamadığı bir şekilde ona karşı olduğunu sanıyor. S. 95

Zekânın genlerle taşınması insanı korkutuyor. Zekâ durdurulamaz. O kendi yolunu bulur. S. 101

İnsanların sorunu şu: Bir alanı doldurduktan sonra, artık insan diğerlerini görüyor, alanı değil. Büyük ve ıssız araziler, içlerinde bir ya da birkaç insan barındırıyorsa, büyük ve ıssız olmaktan çıkıyor. S. 103

...; içmek istiyorlarsa buyursunlar içsinler. İnsan, zil zurna sarhoş olmak için sayısız neden bulabilir ve herkes kendi adına en iyisini kendisi bilir. S. 107


devamı gelecek: Bildiğimiz Dünyanın Sonu

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bütün Öyküleri, Virginia Woolf

Malafa, Hakan Günday

Bakir İntiharlar, Jeffrey Eugenides

Bir Gün Daha, Mitch Albom

Cennette Karşılaşacağınız Beş Kişi, Mitch Albom

Yere Düşen Dualar, Sema Kaygusuz

Zargana, Hakan Günday

Yaşamak, Yu Hua

Körlük, José Saramago

Deniz Feneri, Virginia Woolf