Ana içeriğe atla

Mustafa Kemal, Yılmaz Özdil

Hayat Mustafa Kemal için matematikti.
“Bilim matematiktir” diyordu.
“Evren matematik diliyle yazılmıştır, evrenin harfleri üçgenler, daireler, geometrik biçimlerdir” diyordu.
“Herkes matematik bilgisinin çok gerekli olduğuna inanmalıdır, matematik olmadan dünya kesinlikle anlaşılamaz, matematiksiz ancak karanlık bir labirentte dolanılır” diyordu. S. 34

Anzak eri Steve Moyle, korku filminden farksız olan “su hatırası”nı şöyle hatırlıyordu: “Mataralarımızı kuyuya sarkıtırdık. Suda hep garip bir tat olduğunu söylerdik. Bir gün istihkâmcılar geldi, kuyudan aşağı çengellerini salladılar. Çürümüş bir ceset çıkardılar.”
Çanakkale buydu. S. 63

Bigalı Mehmet çavuş mermisi bitince tüfeğini kırarak ingilizlere fırlatmıştı. Tüfek parçası kalmayınca taş fırlatarak mücadele etmişti. Başından ciddi şekilde yaralanmıştı, avuçları paramparçaydı ama, ingilizleri püskürtmeyi başarmıştı.

Mustafa Kemal bu kahramanlığı duydu. Bigalı Mehmet’e Muharebe Madalyası verilmesini istedi. Bigalı Mehmet, Çanakkale’nin sembolü haline geldi.

Mustafa Kemal tarafından madalya sahibi yapılan, memlekette tanıtılan Bigalı Mehmet çavuş, “Mehmetçik” kavramının isim
babası oldu. Bigalı Mehmet’in verdiği ilhamla, bu olaydan sonra Türk askerine Mehmetçik denilmeye başlandı. S. 66

Çanakkale geçilmedi.
Geçilemedi.

İngilizler ellerinde kalan 134 bin asker, 14 bin at, 400 civarında top ve iki bin motorlu aracı tahliye etti, Gelibolu’dan çekildi.
Mustafa Kemal o günü şöyle özetleyecekti:
“Kaçtılar ve yalnızca konserve kutusu bıraktılar.” S. 67

Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışından itibaren Batılılar tarafından icat edilen “Kemalizm” sıfatı, Türk basınında ilk kez 1927’de Yakup Kadri Karaosmanoğlu tarafından Hakimiyeti Milliye gazetesinde kullanıldı. Yakup Kadri’ye göre Kemalizm, bir şahsa ait değildi, Cumhuriyet’in parolasıydı, devrimciliğin adıydı.
“Kemalizm” adıyla ilk kitap 1936’da basıldı. S. 132

Halide Edip Adıvar, kaburgası kırık Mustafa Kemal’i şöyle anlatacaktı: “Bir zabit beni karargâha götürdü. (...) O mütevazı odada, bir millet yaşasın diye ölmeyi göze alan kararı temsil ediyordu.” S. 135

“Cumhuriyet fazilettir” diyordu.
“Cumhuriyet ahlaki fazilete dayanan bir idaredir. 
Sultanlık, korku ve tehdide dayanan bir idaredir. 
Cumhuriyet idaresi namuslu insanlar yetiştirir. 
Sultanlık ise korkuya ve tehdide dayandığı için korkak, alçak, sefil ve rezil insanlar yetiştirir. Aradaki fark bunlardan ibarettir” diyordu. 

29 Ekim 1923.
Cumhuriyet ilan edildi. S. 154

Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu. Okuryazarların ezici çoğunluğu subay ve gayrimüslimdi. S. 157

Halk okuryazar değildi. 
En basit dilekçesini, mektubunu yazmaktan bile acizdi. Arapça yazmayı bilenler "din adamı" olarak algılanıyordu. Bu kara cehaleti fırsata dönüştürüp, ahaliyi istedikleri gibi yönlendiriyorlardı. S. 168

Harem hayatının yanına yaklaşılması bile yasak olan mahpus kadını, Türk kadını, bugün dünyanın feministlik tacını tutuyor. S. 243

Kardeşine bile torpil yapmazdı, Yağcılıktan, yalakalıktan, dalkavukluktan tiksiniyordu.
“Hayatta en kötü şey riyakârlıktır” diyordu. S. 272

Çankaya Köşkü’ndeki çalışma odasında L şeklinde kütüphanesi vardı.
İstanbul’dan Ankara’ya her dönüşünde kitap taşırdı.
Bavullara sığmazdı.
Gene böyle bir gün... Kütüphanecisi Nuri Ulusu’yu kara kara düşünürken buldu, elliden fazla kitap hazırlanmıştı, ciltlerine zarar vermeden trene nasıl yüklenecekti?
Mustafa Kemal yaverini çağırttı.
Cephane sandıkları getirtti.
“Bu sandıklar çok mühimdir, savaşta onlarla cephane taşımıştık, şimdi o savaş bitti, kültür sanat savaşımız başladı, bu yeni savaşımızın cephanesi kitaplardır” dedi. S. 291

Çevresini ikiye ayırıyordu.
Faydalılar.
Lezzetliler.

Sevmediği halde faydalı’ysa o kişiyi devlet işlerinde en üst makamlara getirmekten asla çekinmezdi.
Çok sevdiği halde, hep yanında olduğu halde, hiçbir makama getirmediği arkadaşları vardı, onlara “lezzetli” diyordu. S. 276

“Kitap okumak hususi bir sanattır” diyordu. S. 292
 

Dine, dindara saygılıydı.
Din tüccarına, yobaza asla müsamaha göstermezdi.

“Din, Allah ile kul arasındaki bağdır, softa sanatının din simsarlığına asla müsaade edilmemelidir, dinden maddi menfaat temin edenler menfur (tiksinti verici) kimselerdir” diyordu. S. 444

Meclis kararıyla özel bütçe ayırarak Kur’an-ı Kerim’i Türkçeye tercüme ettirdi, tefsir ettirdi, onbinlerce bastırarak halka ücretsiz dağıttı. Kendi dilimizde anlaşılarak okunmasını sağladı.

İlk bilimsel hadis çalışmasını yaptırdı. Temel hadis kaynağı kabul edilen Buhari’yi Türkçeye çevirtti, yine onbinlerce ücretsiz dağıttı. S. 446

7 Kasım, yarı uyur yarı uyanıktı.
Zaman zaman bilincini kaybediyordu. Ömründe ilk defa canı “enginar” çekti.
İstanbul'da bulmak mümkün değildi, Hatay'a telgraf çekildi. 
Yetişmedi, yemek kısmet olmadı. 


8 Kasım artık kendinde değildi. 
Bir ara başını sağa çevirdi, "Aleykümselam" dedi. 


Son kelimesi buydu. 
Aleykümselam.



9 Kasım, istem dışı kasılmalar, aşırı ter vardı. 

10 Kasım perşembe 
Saat 9'u beş geçe...

Mustafa Kemal'i kaybettik. 
Henüz 57 yaşındaydı. S. 480

Vefatından neredeyse bir asır sonra, hiç tanımadığı, hiç görmediği insanların bedenine imzasını atan bir başka lider yok.

Her 10 Kasım'da yeniden doğuyor.

1881-193∞ 

Sonsöz değil, dünya durdukça önsözdür.
Mustafa Kemal ilelebet payidardır. S. 498

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali

"... İnsanlara ne kadar muhtaç olursam, onlardan kaçmak ihtiyacım da o kadar artıyordu..." S: 11 Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir! Niçin bunu anlamakta bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz? S: 38 Dünyada bana hiçbir şey bir insanın zorla gülmeye çalışması kadar acı gelmemiştir. S: 73 Zaten küçüklüğümden beri saadeti israf etmekten korkar, bir kısmını ilerisi için saklamak isterdim. Bu hal gerçi birçok fırsatları kaçırmama sebep olurdu, fakat fazlasını isteyerek talihimi ürkütmekten her zaman çekinirdim. S: 73 "Hayatımda hiç bu kadar mesut olduğumu, içimin bu kadar genişlediğini hatır

Kinyas ve Kayra II, Hakan Günday

  Benim adım Kinyas. Gün ağrıyor. Başım ağrıyor. İsmimi kendime ben verdim. Bitmeyen bir öfke ve bitmeyen bir mutsuzluğun ifadesi. Bütün insanlara kızgınım. Yaşadıkları için. Hayattan midem bulanıyor... Ateşle oynarım. Yeterince benzin ve karşımda oturan adamın ceketinin iç cebindeki çakmakla dünyayı yakabilirim. Benim adım Neron. Geceleri, çaldığım arabalarla gezerim. Tokyo'da doğdum. İki zenciye üç gram kokain karşılığında bileklerimi kestirttim. Sabah uyandığımda okyanus beni yıkadı. Benim adım Steve McQueen. Bütün bildiklerimi kusarak hayatta kalıyorum. David Bowie'yi rüyamda gördüm. Sabah bir gözüm yoktu. Şiir yazdım. Tam üç tane. Birini rendeleyip makarna sosuma kattım. Diğerini yakıp küllerini kum saatine koydum. Biraz zaman kazandım böylece. Sonuncusunu ise şimdi yazdım. İşte geliyor: Sözlerimin sonunu duymadığın zaman.  Cümlelerimin sonunu duymadığın zaman.  Değiştiriyorum son kelimelerimi.  Değiştiriyorum sonumu.             Kendimi ölümsüz olarak gö

Kardeşini Doğurmak, Büşra Sanay

Çocuk çocuktur, masumdur, paktır. Çocukluğunu yaşamalıdır. Çekin kirli ellerinizi, düşüncelerinizi onların üzerinden. s. 9 “Biliyorum ki duyarlı insanların sayısı hiç de az değil ama yeterli de değil; daha fazlasına ihtiyaç var.” s. 18 Eski toplumlarda anne hamileyse ve bi­ri erkek biri kız, ikiz bebek doğurmuşsa öldürülüyorlardı; çünkü anne karnında cinsel ilişkiye girdikleri düşünülüyordu! s. 19 Çocuklar ölüyor üstat. İnsanlar ise her şeyi meşrulaştırıyorlar. s. 24 Benden gitmeyeceğine inandığım insanlar oldu. Çok yanıldım. Sen yanıldın mı böyle hiç? Sırtımı insanlara dayayamayacağımı öğretti insanlar bana. s. 25 Bu toplum tecavüz eden adamın tecavüz ettiği kadınla evlenip mutlu olduğuna inanan bir toplum. s. 32 Şiddetin seslerine tepkisiz kalan komşular müzik sesine tepki gösterirler. s. 35 “Toplumsal cinsiyet eşitliğinde sınıfta kalmış bir top­lumuz, hikâyemiz bu ve Türkiye’nin iyi bir TERAPİYE ihtiyacı var.” s. 37 Kendi evinin içindeki in­sana güvenmeyeceksin de kime güveneceksin